Yağız heyecanla bilgisayarın başından; “Babaaaaa koş aradığımız çadırı buldum’’
Yaşar abi zaten gün içinde yaşadıklarından yorulmuştu birde çadır mı? bakacaktı şimdi.
İstemeyerek küçük odaya doğru yürümeye başladı.
Hikaye sömestrde başlamıştı aslında çok tatile giden aile değildiler zaten iki çocuk küçük hayat mücadelesi ama büyüdükçe istekleri daha belirginleşiyordu.
Gençlik işte hayalperestlik diz boyu arabaya binecekler, deniz kenarı, hemen çadır kurulacak sonrası ver elini tatil keyfi.
Nimet hanım da yandan onları izliyordu nereden çıkmıştı şimdi bu çadırdı, tatildi, gibi işler onların çocukluğunda yoktu böyle şeyler ama evlatlar isteyince akan sular duruyor tabi.
Sonunda işin derdi sıkıntısı kendine yıkılacaktı biliyordu ondan isteksizdi bu işlere.
Günlerden beri plan yapıyordu iki kardeş abi biraz daha baskındı kız kardeşe pek söz hakkı vermiyordu ama olsun gideceklerdi ya tatile.
Hedefi de uzak tutmuşlardı Karadeniz sahilleri yetmemişti yüreklerine ille de Ege/İzmir tarafları olacaktı.
Allahtan bu sene sınav stresi yoktu çocuklarda okullar kapanınca bu iş tamamdı artık ya olacak, ya olacak.
Plan, program bir haftalığına yapıldı okullar kapandı izinler ayarlandı Nimet Hanım zaten ev hanımı idi.
Çadır kuracaklardı, arkadaşlarından duyuyorlar anlattıklarını kıskançlıkla dinliyorlardı.
İşte zaman onlara gelmişti tatili bitirip geri dönünce onlarında anlatacakları tatil hikayeleri olacaktı artık.
Neyse zamane ödeme aracı masanın üstüne kondu hemen şifreler falan beş kişilik çadır anında sipariş verilmişti bile sadece gelmesini beklemek kalmıştı şimdi.
Birkaç gün kulakları kargonun aramasına odakladılar kendilerini, uzun sürmedi çadır ulaşmıştı ellerine baba ve anneyi bir sıkıntı basmıştı tamam gidecekler iyi güzelde çadırı nasıl kuracaklardı hiç olmazsa bahçede denemelerinde fayda vardı.
Eski modellere benzemiyordu artık kalın demirler, ağır brandadan örtüler, yoktu omuzuna tak ve git pratik idi görünüşe göre.
xxxx
Temmuz sıcağında sabah ezanı okunurken doluştular arabaya Nimet Hanım günlerce hazırlandı eksik bir şey kalmasın diye defalarca kontrol etti ama nafile yine eksik olacaktı çünkü;
Yaşar abi çokta sevmezdi ev işlerinde yardım etmeye zaten kimsede öğretmemişti kendisine ev işlerine hanım bakardı onlarda ama!…
Deniz kenarına gidince görecekti Anya’yı Konya’yı.
Torbalarda ne ararsan var lazım olacak diye sanki hiç geri dönmeyecekler zorla sığdırdılar arabaya Yaşar abi bir taraftan içten içe söyleniyordu gördükçe yüklediklerini. Çocuklar dijital aletlerini aldılar ya işleri tamam.
Nimet hanımda yiyecek içecek derdinde idi tam bir Karadeniz kadını otoriter ama oda yorulacaktı tabi sonunda.
Yolculuk başladı herkes kendi rüyasında Yaşar abi bütçeye gelecek yükü hesaplıyor yolda giderken, Nimet Hanım yemek derdi tutuverdi hemen, birazdan;
“biz ne yiyeceğiz ne içeceğiz”
Söylenmeye, araştırmaya başlayacaklardı çünkü.
Çocuklarda tatil hayallerine dalmışlardı hızlıca dijital aletleri ile birlikte.
Samsun’dan başlayan yolculuk akşamüstü muhteşem Edremit körfezinde bulunan Güre orman kapında sona erdi.
Hazır çadırlar vardı esasında ama zoru seçmişlerdi kendilerine,
Orman kampı da çam ağaçları ile kaplı geniş bir alana yayılmıştı onlarca çadır hazır duruyordu ayrıca isterseniz kendi çadırınızı da kurabilirdiniz.
Minare yüksekliğinde sık çam ağaçlar güneş ışınları bile sıcaklığı içeriye vermek için boşluk bulmakta zorlanıyor.
Sağ tarafın seçerseniz sabah erkenden güneşin ilk ışıklarıyla uyanacaktınız sol tarafı seçerseniz akşam üstü çadıra giremeyecektiniz tercih sizin yani.
Gerçi cam ağaçlarının altında esen tatlı rüzgar dışarda sıcaklığın kırk derece olduğuna inandıramazdı sizi.
Görevli olacaktı buralarda ama nerde?
Telefon ile konuşmuşlardı az önce birkaç kere aramıştı geliyor musunuz diye?
Kapıdan içeriye girince karşıdan hareketleri ile; “mahallenin abisi benim’’
Tavırları ile yürüyen altında şort ve terlikle, omuzlar geride baş ileride İtalyan tıraşını olmuş yetkiliyi buluverdiler hemen, saha komiseri Bayram elinde siyah bir defter diğer elinde vazgeçilmezi cep telefonu karşılarında duruyordu.
Kısa bir yer tercih muhakemesi yaptılar hep birlikte sabah güneşini tercih ettiler farkında olmadan sabah öğreneceklerdi oda ayrı konu.
Arabadan çantalar, poşetler, ufak yol boyu idare eden buzluk, tabi en önemlisi çadır torbası hızlıca alana ulaştı
Yağız hızlıca çadır torbasını açmaya başladı kendinden o kadar emindi hemen kuracaklardı çadırı defalarca videolar izlemişti bu konuda bakalım pratikte nasıl olacaktı.
Yere yaydılar hızlıca; çadır malzemeleri onlara, onlarda malzemelere bakmaya başladılar şaşkın bir şekilde! Bir taraftan başlamak lazımdı Yaşar abi çubukları eklemeye başladı. Nimet hanımda brandayı yere sermeye çalışıyordu faaliyet tam gaz devam ediyordu ailenin son ferdi Alya hanımda talimatlar vermeye çalışıyordu elinde telefon videolar yardımı ile.
Herkes çadırla savaş verirken oturmuş karşılarına anlatıyordu devamlı Nimet hanım dayanamadı,
“ Kız gelsene buraya tut ucundan örtüyü silkeleyip yere yayalım önce sonra yerleşiriz koşşşş”
Birkaç denemeden sonra çadır yükselir gibi oldu ama hızlıca yere serili verdi, Yaşar abi kızmaya başladı yavaştan hazırı varken çadır kurma sevdasına nerden çıkmıştı şimdi,
“Eh ne yapsın evlat hatırına her şeye katlanıyordu insan”
Yok boruları yanlış dizmeler, brandanın orasından mı? burasından mı? Geçecek kavgaları iş uzadıkça uzamıştı.
Alya da çadırın önündeki gölgeliğin ipinden tutmuş kurulsun diye bekliyordu çok iş yapıyormuş gibi acele ettiriyordu herkesi.
Uzunca geçen iki saatin sonunda başardılar çadırın iskeletini yükseltmeyi birkaç sağa sola çekiştirme, ipleri son bir hamle ile toprağa sabitleme işleri, gergiler de tamam şöyle hep birlikte çadırın dört tarafından baktılar topluca evet tamamdı aksayan bir şey kalmamıştı.
Nimet hanım komşudan aldığı çalı süpürgesi ile içerisini de son kez süpürerek mücadele sona erdi.
Akşam üstü de olmuştu yani hemen denize gidilecekti şimdi mayolar, havlular, terlikler hangi torbada idi acaba?
Oda ne telefonlarında şarjları bitmek üzere idi en yakın elektrik direğinde bulunan prizlere hızlıca hareketlendiler yoksa dünya ile irtibatları kesilecek geceler çok uzun olacaktı.
Yağız ile Alya hazırdılar özledikleri serüvene deniz, kum, güneş onları bekliyordu.
Yaşar abi ile Nimet hanım bir an önce gitsinler diye acele ediyordu onların işleri daha çoktu.
Duş nerede, Lavabolar nerde, Buzdolabı temini, neyse iki çadıra bir buzdolabı veriyorlardı duşlarda sıcak su mevcuttu çok sağlıklı olmasa da çadırcılıkta önemsememek gerekiyordu bazı şeyleri.
Adı üzerinde kamp alanı işte temel ihtiyaçlar varsa gerisi önemli değil ortam kullanım alanları mevcuttu.
Gelirken bahçeden sebze, meyve, günlük ihtiyaçları toplamışlardı her şeyi dışardan almak çok ta akıllıca bir iş olmazdı.
Nimet hanım etrafında kalanları dikkatlice süzmeyi de ihmal etmiyordu ne kadar da rahattılar keyif ile oturuyorlardı.
“Oh dünya onlara güzel valla” diye geçirdi içinden bu arada ev işlerine hiç bulaşmayan Yaşar abiye emirler yağdırmaya başlamıştı Karadenizli ruhu ile…
-Yan taraftan siperli masayı çek Yaşar
-Mutfak tüpünü indir mi? arabadan
-Akşam yemeği için patatesleri, domatesleri, salatayı çeşmede yıka hemen.
-İçme suyu için çeşmeyi bul bakalım.
Böylece devam ediyordu Nimet Hanım’ın talimatları.
Ooo tatile mi geldiler yoksa Nazi kampına mı? acaba çözemedi gitti Yaşar abi durumu valla. Neyse çekiverdi iskemleyi altına oturdu hemen yan tarafa, çadır hayatında demek ki kazak erkeklik falan hepsi hikaye.
Neyse deniz faslı, yemek derken gecenin karanlığı ile birlikte yorgunlukta ailenin üzerine çökmeye başlamıştı birer, birer çadırın içine girmeye başladılar mavi çadırın fermuarı itina ile çekildi yaşar abi tarafından…
Demiştik baştan çadır sol tarafa kurarsan sabah güneşi tepene biner diye çam ağaçlarının arasından bulabildiği yerlerden yakmaya başlamıştı bile güneş eh branda ne kadar tutacaktı yaz güneşinin sıcaklığını.
Nimet hanım ev hayatından kalan alışkanlıkta ilk güneş darbeleri ile ayaklanmıştı isteksizce yine uzun bir gün olacaktı kendisi için yavaşça çekti mavi çadırın fermuarını aşağıya doğru dışarıya süzülüverdi ardından da tabi yaşar abi!
Yağız ile Alya’da direnemedi çam ağaçlarının dev gövdelerinden kaçarak üzerlerine gelen güneş ışıklarına daha fazla.
Tatilde sabahın köründe uyanmak neydi acaba diyen uyku akan gözlerle birbirlerine bakarak kalktılar yataktan.
İkinci gün daha hazırdılar enerjilerini boşaltmaya kahvaltı faslını uzatmadan bitirdiler, birlikte ayakta kahvaltı ettiler, desek yalan olmaz, sahile doğru hep birlikte yürümeye başladılar bu arada karşı çadırda bulunan emekli aile dikkatini çekmişti Nimet hanımın,
‘’Oh ne güzel gürültü, patırtı, telaş yok keyifler süper, sakince tatil yapıyorlar hayat onlara güzel’’ demekten kendini alamadı.
Her sabah olduğu gibi hortumu kaptı komşu çadırın beyi etrafı sulamaya başladı su toprağa düştükçe çam kokuları ayrı bir güzellikte etrafa yayılıyordu gidebildiği yere kadar suladı her tarafı ardından fırçayı aldı eline kimseyi rahatsız etmemeye dikkat ederek;
“Kahvaltı edeni, çadır önünde keyif yapanı vardı” dikkatlice etrafı süpürmeye başladı rutin işler işte.
Sevmiyordu pek güneşin altında saatlerce kalmayı emekliler denize giriyorlar serinledikten sonra oyalanmadan serin çam ağaçlarını altına atıyorlardı kendilerini bu sene kendilerini de aşmışlardı diğer yıllarda günde bir kere giriyorlardı denize bu sene dört beş kere girdikleri oluyordu tek problem, “su soğuk demir gibi idi be” sonrası iyi geliyordu keyif veriyordu.
Nimet hanım karşıdan göründü çam ormanının içine doğru hızlıca daldı bir taraftan da ‘’Dertleri istekleri bitmez ki bunların ‘’diye söylenerek çadıra ulaştı kısa bir araştırmadan sonra siparişleri torbaya koyarak geri döndü.
Bu gidip gelmeler devam etti gün boyunca arada yaşar abide katılıyordu turlara akşam ezanı ile kesin dönüş yaptılar çadır alanına lavabo hanımların sohbet ve dertleşme alanı idi hem tanışıyorlar hem de dertleşiyorlar yeniler eskilerden bilgiler alıyordu.
Hemen ilk soru “siz neredensiniz” sonrası günlük lakırdılar olarak devam ediyordu. Akşam yemek hazırlama telaşı her çadır da vardı gençler kendi dünyalarında gezinseler de büyüklerin derdi başka oluyordu onlara hizmet edecek ve ihtiyaçlarını gidermeleri gerekiyordu.
Çadırcılığın en güzel taraflarından birisi yerleştiğin anda hemen eski kalanlar hemen hoş geldin dedikten sonra eksiklikleri olup olmadığı sorarlar muhakkak ne kadar hazır gelseniz de birkaç eksik vardır çantalarda dayanışma müthiştir.
Nimet hanım bir taraftan getirdiklerini yıkamaya çalışıyor diğer taraftan da karşı çadırda kalan hanım ile sohbet etmek için can atıyordu yavaşça yanına yaklaştı,
-İyisiniz valla birde benim halime baksanıza iki günde bıktım
Gülümseyerek,
– Bizde bunları yaşadık merak etme şimdi rahata erdik işte
-Sabır edeceksin başka yolu yok
-Hiç bitmiyor ki istekleri eziyet, eziyet başka bir şey değil
-Güzel günler kıymetini bil sonra sizle gelmemek için bir sürü mazeret bulacaklar.
Bu son söz üzerine birden duraksadı nimet hanım anlamsızca yüzüne baktı kaldı. Sonra da topladı malzemelerini çadıra doğru ilerlemeye başladı. Yemek faslı bitinceye kadar alı al moru mor hal gelmişti nimet hanım,
Yaşar abi de bir türlü gülemiyor etrafta sağa sola koşturup duruyordu istekleri yerine getirmek için beyaz saçlarına iki günde daha çok aklar düşmüştü sanki.
İlerleyen dakikalarda birden Nimet hanımın sesi duyuldu acı ama sert şekilde,
‘’Yaşar beyyy bulaşıkları sen yıkıyorsun ben yoruldum yatıyorum anladın mı?’’
Yaşar abi bir karısına, bir masaya, bir de çeşmeye, doğru şaşkınlıkla baktı durdu.
’’Nasıl yani ‘’ kelimeleri döküldü ağzından sadece.
Nimet hanım arkasına bile bakmadan çadıra yöneldi sert şekilde içeri girerek fermuarı kapattı…
Yaşar abi gerçekle baş başa kalmıştı çocuklara doğru umutsuzca baktı ama kimse oralı değildi tepsiyi aldı ve çeşmeye doğru yürümeye başladı…
Alya hafifçe çadırın kapısı araladı bir şeyler fısıldadı içeriye ardından fermuar aşağı kadar hızlıca indi ne nimet hanım görüldü çeşme başına doğru sinsice gülümseyerek, çaktırmadan,
‘’Nasılmış yaşar bey’’ diye geçirdi içinden sonrada çadırın önündeki tabureye keyif ile oturdu ağaçların gölgesine saklanan Yağız hemen bir çay koydu Anneciğine getirdi ve minnettar gözler ile kendisine uzattı bu arada karşı çadır ile sohbete başlamıştı bile Nimet hanım; eh dinlenmek onunda hakkı değil mi?…
Akşam gezmeleri de önemli idi çadırcı ahalisinin sahilde volta atmakta güzel geliyordu yemek üzerine etrafta bulunan otellerde bulunan tatilcilerde çıkınca sahil yolu mahşeri kalabalık oluşuveriyordu anında gündüz sahillerde olan canlılık akşam caddeye vuruyordu kendini. Kendinizi bir anda büyük bir defile alanında bulabilirdiniz rengarenk kıyafetler türbanlısı, modern tarzı, muhafazakarı, yani bütün renkler bir arada babaların dondurma ve mısır mesaileri de cabası işin.
Unutmamak lazım taze balığın her türlüsü kesenize uygun balıkçılarda mevcut tabi denize gelip balık ızgara yapmadan gitmek olmazdı.
Neyse nimet hanımların çadırdaki macerası birkaç gün tüm hızıyla devam etti.
Bir sabah hareketlenme başladı çadırın önünde ama sahile doğru değil toplanmaya başladılar ama bu sefer isteksizce ve sessizce çocuklarda surat bir karış,
‘’Ne çabuk bitti günler tamda alışmışlardı’’
Çantalar hızlıca arabaya doğru yol almaya başladı nasılda emek vererek kurmuşlardı çadırı şimdide isteksizce sökmeye başlamışlardı ne yazık ki hayat devam ediyordu.
Çadır bile hissetmişti ailenin üzüntüsünü sökülürken hiç zorluk çıkarmadan yere serildi yere bir anda tamam her şey hazırdı yolculuk için gelirken gösterilen sıcak karşılama anında veda zamanı da oluşuverdi hemen birer ikişer vedalaştılar kısa zamanda edinilen dostlarla karşılıklı tatlı söz ve temenniler ile
-Hadi kendinize dikkat edin
-Selametle inşallah
-Seneye de buradayız bekleriz yolunuz düşerse
-Nasip kısmetse sevdik buralarını …
Bindiler birlikte arabalarına tatilin ikinci bölümü için
Ver elini İzmir, Efes Harabeleri, ve diğerleri …
Çadırcılık uzun zamanlar bitmeyecek bir yaşam türü dostluklar bambaşka ayrı bir tatil kültürü orada yaşam şeklini belki normal hayatta yapamazsınız ama burada olağan sayılıyor paylaşmayı öğretiyor insana selamlaşmayı, yardıma koşmayı, beraberce keyiflenmeyi, dedikoduyu, gece yarılarına kadar süren sessizce sohbetleri,
Kısaca her şeyi.
Bir veda vakti daha gelmişti bu sefer emekli karı kocayı göndereceklerdi ‘’bir daha seneye buluşuruz’’ temennileri ile
İşte toplanmışlardı bir çek çek valiz birde sırt çantası hazırdılar işte gecenin karanlığında fotoğraf çekmeden olmazdı erkek sırt çantasını arkasına aldı kadında çek çek valizi neşe ile gülümsediler objektife ardından hemen aile gurubuna resmi yüklemeden edemediler.
Çocukları onların mutlu olmalarına her zaman seviniyorlardı çünkü.
Yavaşça el ele yanan sokak lambalarının eşliğinde karanlığa doğru ilerlemeye başladılar son kez arkaya doğru baktılar.
“Acaba seneye de kısmet olacak mı? ya nasip”
