Sokak Şarkıları: ÖDÜL… – Edirne Postası – Edirne Haberleri
  1. Haberler
  2. Köşe Yazıları
  3. Sokak Şarkıları: ÖDÜL…

Sokak Şarkıları: ÖDÜL…

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sokak Şarkıları:

ÖDÜL

Yaz aylarında özel bir hediye idi benim için İstanbul’a gitmek;

Okullar tatil olunca babam mutlaka beni götürürdü muhteşem kente.

Belirli aralıklar ile alışverişe giderdi kendisi bunlardan bir tanesi de okulların tatil olduğu yaz aylarına gelirdi mutlaka.

Biz öyle pek bilmedik karne iyi olduğu için sınıf geçtiğimiz için hediyeler alınsın.

Büyük ödüldü benim için İstanbul’a gitmek yetiyordu bana tarih dolu kentte dolaşmak.

Babamın gözünün içine bakardım birde dükkandaki malzemelerin azalmasına dua ederdim.

Çarşıkapı da bulunan teknik üniversitenin heybeti her zaman etkilemiştir, ya kapalı çarşıya girip hangi kapıdan çıkacağımızı ezberlemeye çalışmak her sefer karıştırırdım valla.

Belki de gezginci ve araştırmacı ruhum o zamanlarda oluştu.

Babam genellikle hafta sonu giderdi balık pazarından hemen sola döner saraçlar caddesine doğru hemen sol taraftaki dördüncü tıkır İsmail amcanın dükkanına.

İkindi vakti birden hareketlendi bugün pek hayra alamet değildi ama bakalım.

Gitti geldi ama renk vermiyor yani tık yok.

Neyse günlük işlerimiz bitti itina ile dükkanın kapısını kilitledik ve eve doğru yol almaya başladık Tahtakale’den aşağıya doğru akşam ezanı ile birlikte.

Ağaç kapıyı dikkatlice açınca geniş granit taşlar ile kaplı bahçeye hızlıca giriş yaptık her akşam olduğu gibi. Üç kardeş aynı bahçede bulunan evlerde yaşıyordu.

En küçük kardeşin kuş kümesi hemen girişte sağ tarafta her zamanki gibi duruyor ve kuşların kıpırtıları gecenin içinde başka bir dünya yaratıyordu paçalı, mısırlı beyaz, taklacı her cins mevcuttu kümeste.

Klasik Trakya Evi idi kısaca bütün kardeşler aile aynı duvarların arasında yaşıyordu

Kavgasıyla, neşesiyle, mücadelesi ile tek katlı kireçle boyanmış altına da çivitle çekilmiş çizgi üç bina ikişer odadan ibaret ama büyük abi nedense iki katlı binada yaşıyordu bir türlü çözemedim yıllardan beri.

Akşam çökünce herkes kendi dünyasına çekilir yaşananlar içeride kalırdı.

Unutmadan akşam sessizliğini bozan bahçede bulunan yüznumaraya gitme kavgası,

‘’sen çok kaldın neden çıkmıyorsun kavgaları hele birde gecenin ayazı cabası.’

Herkes birbiri takip eder hele gecenin ayazında of of of…

Eve elimde ekmek torbası ile girdim kapının arkasına dikkatlice astım her zamanki gibi birden duvara asılmış babamın açık kahve renkli gömleğini ve siyah pantolonunu gördüm ütülenmiş şekilde,

Ama bir ilave daha vardı benim bayramlarda giydiğim kahverengi kısa pantolon ve enine mavi çizgili gömleğimde yanında asılı duruyordu.

Birden içimi belirsiz bir sevinç dalgası kapladı.

‘’Acaba?’’

‘’Hanım sabah ilk otobüsle gideceğiz biz haberin olsun abinin emanetlerini de hazırla götürürüz.’’

‘’Vaaay işte gidiyoruz valla ‘’

Gece ne kadar uyuduğumu hatırlayamam ama sabah ezanı okunmadan ayakta idim ben.

Otogar da artık şehir içinde değil un fabrikasının karşısına taşınmıştı eskiden ayşekadında biten şehir başlangıcı biraz daha uzaklara gitmişti.

Neyse hazırlıklar tamam dayımın emanetleri elimizde besmele ile evden çıktık arkadan babaannemin hayır duaları,

Tertemiz bir hava yaz kokuyor kısaca gün yine sıcak olacak belli gökyüzü lacivertin en sert tonu direniyor sabah ışıklarını bırakmamak için.

Bulutlar gökyüzünden bize bakıyor beyaz tonlarında ama gökyüzü direniyor lacivert ile.

Evden yürüme mesafesi 45 dakika otobüs garajı elimde annemin hazırladığı sana yağ sürülmüş üstüne hafiften serpilmiş kırmızı biberli ekmek yürümeye başladık babam ile.

İlk otobüs ile gitmek önemli esnaf için en iyi ihtimalle 302 otobüs 3.45 dakika da Topkapı ya ulaşıyordu çünkü zaten Avcılar dan sonrası felaket

Daha sonraki saatler süre uzuyordu tabi.

Kirişhane tarafından girdik otogara sol tarafta Karakoç abinin büfesi sabah gazeteleri erkenden orada bulunur ya da kahvaltı edemeyenlere tost servisleri yapılırdı yanındaki berber dükkanı daha açılmamış.

Sabah çayı içmek isterseniz daha arkada kalan yolcu salonuna gitmeniz gerekir kapının önünde boyacı Osman’ın sandığı karşılar sizi.

Kırmızı boyalı ama beyaz renkli kuşakları olan 302 otobüs peronda hazır.

Her zaman olduğu gibi ortadaki yazıhanelerde biletler kesiliyordu. Ergene-Akbulut, ceylanlar Tekirdağ, şampiyon Hersekli Kırklareli yazıhaneleri kapalı Edirne Birlik yazıhanesinde Filiz abi bizi karşılıyordu.

Nedense 11-12 numaralı koltuklar özellikle iyi müşterilere veriliyordu bir türlü çözemedim en önde oturmak en güzeli idi bana göre ama olmaz illa 11-12 nolu koltuklar verilecek.

Giderken bana bilet alınmazdı iki kişinin arasına ya da cam kenarına sıkışıverirdim her zaman yine de öyle oldu cam kenarı bizimdi.

Gökyüzü artık inadı bırakıyordu istemeden açık mavi tonlara bürünmeye başlamıştı güneş ışıkları da ben buradayım akşama kadar dercesine aradan kendini göstermeye başlamıştı,

Yolculuk başlıyordu işte önce Havsa’dan yolcular alınacak şoföre bir cigara molası gerçi otobüsün için fabrika bacası gibi ama.

Babaeski den geçerken her zaman temizliğine şaşırırdım bir tarafa çöp arabaları, diğer tarafta çöpçüler hummalı bir çalışma içinde oluyorlardı biraz daha ilerleyince itfaiye Arazöz’ü sokakları sularken görürdüm.

Herkes söylüyordu çalışkan bir belediye ve başkanı varmış yıllarca da böyle devam etti 12 Eylül darbesine kadar.

Neyse yolculuk devam ediyor Necatiye den pavyondan ablalarda biner 1 ve 2 numaralı koltuklara her o anda bütün otobüsün kokusunu bastıran parfüm yayılırdı içeriye zamanki gibi yolculuk devam eder bizler için,

Kınalıya kadar devam eder yolculuk yol ayrımında sol taraftaki benzinlikte 30 dakikalık mecburi mola olmazsa olmazıdır biraz hava almak ta iyi gelir tabii cigara dumanını çeke çeke ciğerlerimize.

Esas hikaye buradan sonra başlar sağ tarafta denizi göreceğim tüm mavisi ile, dalgaları beraber yazlıkçılar buraya kadar uzanmış bütün İstanbul burada siteler arasından denizi görebilmek zordu ama olsun bu arada gökyüzünü artık güneş esir almış karşıdan vurunca sıcaklığı bir uyku basar ki ama küçük vücut direnmeye devam eder yolcuğun tek karesini kaçırmamak için.

Birde denizi ilk defa görmenin hikayesi vardır.

‘’baba kızını ilk defa İstanbul’a götürüyormuş köylerinden ilk defa çıkmışlar çeltik ekiyorlarmış geçinmek için tabi en büyük ihtiyaçları su.

Kızın ilk tepkisi denizi görünce,

-Babaaa baksana ne kadar çok su var buralara amma çeltik ekilir valla’’ olmuş.

Artık araçlar çoğalır yol boyunca demek ki yaklaştık artık İstanbul’a Cevizlibağ da bulunan Tercüman gazetesi binasını da gördük mü tamamdır geldik işte.

Artık babamın elini sıkıca tutma zamanı gelmiştir yoksa kim kime dum duma.

Magirus minibüsler hazır surların içinde orası daha kestirme olduğu için Veznecilere kadar o yolu kullanmak gerek.

Balık istifi dolunca araç hareket eder ama 50 metre sona bir daha durur ve birkaç kişi daha biner

‘’arkada yer var beyler ilerleyelim’’

İnen yok ki yer olsun ama anlayan kim az evvel duş alıp binsen de aşağıya indiğinde bir aylık ter kokusu olur üzerinde.

İşte karşımda Beyazıt meydanı ne hikayeleri var tarihte tüm heybeti ve asaleti ile sessiz duruyor hayatı seyrediyor.

Başlangıç noktası bizim için burası önce Tiyatona sokağa gidip dayı ziyaret edilecek neden Tiyatona sokak derseniz bizim dayı mektubun üzerine adresini yazarken TİYATRO yerine öyle yazmış bizde yıllarca öyle bildik sokağın adını…

Şimdi siparişler ve ödeme zamanı malzemeciler birer birer ziyaret edilecek ve ihtiyaçlar temin edilecek.

Etrafta insana huzur veren tarihi doku mükemmel etkiliyordu oradan Çemberlitaş’a doğru bakıp Sultan Ahmedi hissetmek Ayasofya’nın ihtişamını görmek biraz daha aşağıya doğru gidince Gülhane parkı birkaç kere gezmiştim hadi biraz daha gayret Saray burnundan Eminönü istikameti tabi önce alışverişler bitecek. Benimde yaz tatili ödülüm buydu işte buralarda dolaşmak, görmek, hissetmek fırsat oldukça önemli yerleri gezmek.

Benim için İstanbul bu işte Topkapı-Çemberlitaş arası.

Zaten üç dört işyeri ziyaret edilince bizimde alışveriş sona ererdi siparişler verilir sonrada akşam üstü hazırlananları toplamaya başlardık.

Babam son kuruşuna kadar önce ödeme yapar sonrada istediklerini yazdırırdı.

Genellikle dönüş paramız kalmazdı ama olsun öne hesaplar bitirilecekti önemli olan bu anlayıştı. Birisinden akşam üstü uygun miktarda borç alınır ve geri dönüş başlardı bizim için.

O mekanları seyretmek, alanlarda yürümek yetiyordu bana.

Bugün işlerimiz çabuk biterse Topkapı sarayını gezecektik kısmetse sabırsızlanıyordum işler bir an bitsin diye topu topu 500 adımlık mesafe de idi ama çok uzak geliyordu.

‘’Hadi dedi babam gidelim şimdilik işlerimiz bitti sonra da kapalı çarşıya geçeriz Hayri amcanlara ‘’

Günlerden Salı idi bendeki de talih işte Topkapı Sarayının kapısına geldik etraf turist kaynıyor ama kapısında kocaman kilit

’’hoppalaaaa’’

Ne oldu şimdi?

Meğer Salı günleri müze alanı kapalı imiş bendeki de kısmet işte gözlerim doldu birden ağlamaklı oldum etraftan üzülme daha sonra geldiğimizde gideriz falan sesleri ama gel de bana anlat.

İstikamet artık Kapalı çarşı onu kaçırmayalım bari

‘’ne kadar çok kapısı var yarabbi ‘’

Girer girmez kuyumcuların vitrin ışıkları aklını başından alıyor insanın ya duvarlardaki süslemelere, tavanlarda bulunan işlemelere ne demeli?

Ayrı bir dünya sanki herkesin ihtiyacına bir şey var yolumuz Kaaflar(yani yemeniciler) sokak

‘’benim moral hala yerlerde sürünüyor gel sen Topkapı Sarayını gezmeden geri dön’’

Hayri amcanın dükkanından içeri girer girmez

’’ne oldu buna surat bir karış’’

Diye sordu babama ona anlattı olayı.

Onlar oradan buradan sohbete başladılar eskilerden, işlerden bir oradan bir buradan can sıkıntısından attım kendimi dışarıya gözlerim takıldı yine kuyumcu vitrinlerinin ışıklarına nedendir bilinmez özel bir hava veriyorlardı ortama.

Gözlüklerinin üzerinden emektar Ali Abi de beni uzaktan izlemeye devam ediyordu.

Tipik bir Rumeli efendisi idi kendisi yine el örgüsü gri renkli kazak keçeden yapılma siyah aşağıya doğru daralan paçaları ile uzayan pantolonu ve olmazsa olmaz siyah rugandan yapılma yumurta topuklu ayakkabıları kıyafet tamamlanıyordu.

Terlik ustasıydı ürettikleri her zaman özel kişilerin evlerinde bulunur onun imzası özellikle aranırdı İstanbul’da.

Ismarlama sipariş alırdı her zaman öyle pek hazırda bulunmazdı yaptığı ürünler.

İhtiyarlamıştı ama hem bizimkileri hem de zanaatkarlığı bırakmaya gönlü elvermiyordu.

Her usta gibi oda bırakırsa eğer,

’’yaşayamayız biz beya’’ kelimeleri dökülüyordu gönül telinden.

Benimde karnım acıkmaya başlamıştı hafiften bakalım kısmette vardı bugün bilemiyorum çivici Ali amcada tost ve çay olabilirdi severdi hepsi beni sağ olsunlar.

Hayri amcam önde babam arkada çıktılar etraftakiler ile helalleşmeden sonra bana da işaret ettiler gel sende anlamında.

Daldık yine ben ortada kapalı çarşının büyülü sokaklarına seyretmekten de yorulmuyor insan her tarafı ayrı bir güzellik.

Kapının birisinden çıktık ama anlayamıyorum nereye yolculuk hala.

Tekrar sağdaki hanın içine girdik sağdaki ilk kapıya yöneldik kebapçı imiş burası nerden bilsin bu çocuk kebapçının ne olduğu garsonlar birden hareketlendi,

‘’Hayri abi gelmiş’’

Bizim haber arkada oturan palabıyıklı siyah yelekli içinde beyaz gömleği köstekli saati saçlar geriye doğru taranmış ağır abiye kadar ulaştı,

Özenle yerinden saygılı bir şekilde kalkarak yanımıza koşarak geldi ve Hayri Amcanın elini saygı ile öpmeye kalktı

‘’Estafurullah Azmi usta ‘’ diyerek elini sıkarak tokalaştılar Hayri amca ile.

‘’Bizim delikanlı Edirne’den geldi misafir senin lezzetlerini tatsın istedik Azmi usta’’

Allah var nereye geldik acaba dedim ben kendi kendime mahcup bir eda ile kenarda durmaya devam ediyorum.

Ortam bir hanın giriş katı her taraf ahşap deri koltuklar mutfaktan gelen mis gibi kokular koyu kahve renk hakim ortalığa loş birkaç ışık dışarıdan vuran gün ışığı daha çok aydınlatıyor mekanı.

Bazı şeyleri sonrada anlayacağım tabi;

Meğer bu yemek bana özel bir ödül imiş hem sarayı gezemedim diye hem de sınıf geçme hediyesi imiş. Babamı severdi Hayri Amca anıları vardı birlikte bu şehirde.

Bu arada da mekanda bu kadar saygı görmemizin nedeni de Ahmet Dede imiş bu dükkanın alınmasında Azmi Ustaya destek olmuş daha doğrusu satın almış oda çalışarak ödemiş çünkü Azmi Usta ilk karşılaştıklarında kolunda sepet ile Lahmacun satıyormuş zamanla dost olmuşlar ve mekan açılmış işte.

Masa bir donatıldı ki yemeden doyuyorsun zaten kaç yaşındayım ki ne yiyeceğim ilk çiğ köfte, şalgam suyu, Adana kebabı ve diğerleri burada bu mekanda tanıdım ve tattım.

Asla bugünü hiç unutmadım.

Aynı nezaket ve saygı ile uğurladılar bizi bende Hayri Amcanın elini kapının önünde öperek vedalaştık ve ayrıldık.

Artık malzemeleri toplama zamanı gelirken Minibüs ile gelebilirsin ama giderken olmaz dolmuş taksilere binecek ya da yük fazla ise taksi tutup gideceksin Topkapı’ya.

Vakit ikindiyi de biraz geçiyor artık güneş ışıkları biraz daha turuncuya dönerek yavaşça günü terk etmeye hazırlanıyor bizde tabi İstanbul’u.

Trafik felaket çoğu lacivert ya

da siyah renkte yanlarında kalın beyaz kuşaklar 1950’den kalma araçlar çoğunlukta sağ ön tarafta kocaman çalışmayan taksimetreler kestirmeden ulaşmak lazım ama ne mümkün neyse zor bela ulaşıverdik Topkapı’ya bizim yolumuz Trakya tarafına.

Anadolu oto garı pek gittiğimiz ilgimizi çeken alan olmadı yıllarca neyse benim taşıyabildiklerim elimde kolumda diğerleri babamın omuzunda, ellerimizde çıkıyoruz yazıhanelerin olduğu alana her zamanki tanıdık yüzler çok sık gitmesem de hatırlıyor insan.

Kapının önünde iki tane çığırtkan hazır biraz ileride kapının önünde otobüs sahibi Ömer abi otobüs hareket edince arka kapıya geçecek ve Kumburgaz’a kadar muavinlik yapacak ve ördekleri kaptırmayacak kaptana ve muavine her zaman aynı manzara.

Eh giderken tek bilet ama dönüş yolunda yorulduk tabi çift bilet nasılsa birazdan uyuyup kalacağım cam boyunda seyrederken İstanbul’u.

Bilet faslı da bitince mutlaka günün finalini yapmak lazım yan taraftaki büfelere doğru düşüyor yolumuz paketleri otobüsün bagajına koyduktan sonra.

Tost ekmeğini ilk orada gördüm ben arasına da iki dilim kaşar makinaya koyarlar özen ile biraz ısıttıktan sonra üzerine margarini de sürdüler mi işte mis gibi o koku yok mu o koku bu lezzeti yıllarca başka bir yerde yiyemedim inanın inceden bir ısırık bir daha biraz daha bütün keyif geri geliyordu valla.

Bak şimdi kuru kuruya gider mi bu tost birde yanında çam kokulu Çamlıca Gazozu tamamlıyordu her şeyi.

Onlarca otobüs yan yana arka arkaya çıkmak bile en az yirmi dakika sürerdi çıkmak garajdan bu arada Ömer abi ördekleri toplamaya başlamıştı bile yoldan.

Yoldan binenler daha az ücret öderlerdi bilette kesmezlerdi ördeklere

’’yani kayıt dışı ekonomi işte’’

Yavaşça uzaklaşıyorum işte rüya şehirden gecede bana doğru geliyor etrafı seyretmek her şeyi zamanı gelince kullanmak üzere hiçbir şeyi atlamayarak kayıt etmeye çalışıyorum yol boyunca.

İlk alınan bilgiler önemli gecenin siyahlığı hızla çökmeye başladı bu arada Ömer abi işini tamamladı ve aşağıya yazlığının önünde iniverdi.

Muavine hemen siparişler başladı su istekleri zaten sıcak hava camlardan giren kadarı yeterli değil kaptan arada 302’nin havalı kapıları açarak ortamı havalandırmaya çalışıyor.

Su istemek Ömer abi ininceye kadar gayri resmi yasaktı sıkı ise iste!

‘’aşağıda neden içmiyorsun çeşmede vardı orda ‘’

Cevabı gelirdi hemen.

Artık yolda sadece otobüsün ışıkları sağda ve solda kırmızı ve sarı yol ışıkları vardı.

Sabah günün laciverti ile çıktığımız yolculuk yine gecenin siyahında, Edirne’de sona eriyordu işte yine paketler elimizde önce dükkana bırakıp sonra da eve doğru yürümeye başladık babam ile.

Bu arada elimde kardeşimin siparişi kare çikolatası ve muzları.

Ben yorgun mutlu ve umutlu.

İşte uzun hikaye benim ödüllerim …

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Sokak Şarkıları: ÖDÜL…
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

Giriş Yap

Edirne Postası - Edirne Haberleri ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!