SOKAK ŞARKILARI
BİZİM ANTEN UCU!
Atatürk heykelinden Saraçlar caddesine doğru ilerlemeye başlayınca sağ tarafta üçüncü dükkân kocaman yukarıdan aşağıya camlar ile kaplı sıralı televizyonlar duruyor onlar mı bana bakıyor ben mi onlara belirsiz bir durum ama bir iletişim var.
On yedilik bendeniz okuldan yeni mezun cep delik ama istek ve umutlar zirvede.
O televizyon bana bağırıyor ‘’hadi ne zaman geleceksin ‘’ diye.
Kahverengi kasası, sağ altta uzun 4 adet arama tuşu yuvarlak açma kapama tuşu her gün izlemekten her ayrıntısını ezberledim ama bizim eve bir türlü ulaşmıyor.
Zaten kaç tane marka var ki?
Akşamüstü birde onları istiklal marşı ile açmıyorlar mı bir anda,
Hava karardıkça daha cazibeli ve heybetli görünüyorlar.
Bizim hasret hala sürüyor tabi aile reisi Mütevazı bir esnaf,
Birde lüks alete bütçe ayırsın olacak şey değil yani.
Çözeceğiz meseleyi ama nasıl?
Zor bulmaca.
…
‘’Uğradın mı Adliyeye ödeme yapıyormuş seçim kurulu’’
Sesin geldiği yöne baktım bizim süpürgeci Feridun ile göz göze geldik.
Unutmuştum ben konuyu okulun son günlerinde seçmen listelerini yazmıştık okulda beş arkadaş ama para pul gibi konular geçmemişti ki
Üstüne birde parada alacaktık iyi valla.
Az uğraşmamıştık gerçi günlerce daktiloların başında biz derslerden kırdık diye sevinmiştik sadece o kadar.
…
Sabah saat 9.00 soluğu adliye binasında aldım gözlerim etrafı Fırfır taramakla meşgul nerede bu seçim kurulu odası acaba?
Girişte sağ ilk kapının önünde ağzında hiç bırakmadığı Maltepe Sigarası Lacivert yakalı ve kolları kırmızı şeritli üniforması ile Mübaşir Muammer ağabeyi elinde kâğıtlar ile gördüm.
Seslenip duruyordu isimleri sırasıyla bazen Avukat çağırıyor ya da davacı ve davalı isimleri hızlıca bağırıyordu beni görünce şaşırdı.
Kahvede tavla oynuyorduk kendisi ile ama kendi mekânın da görmeye bir anlam veremedi bir anda şaşkınlıkla bana baktı ve işaretle yanına çağırdı.
Bundan iyi fırsat mı olurdu sanki her gün Adliye binasında işimiz oluyordu nerden bileyim ben seçim kurulu odasını yerini.
Derdimi kısaca anlattım kafasını iki yana sallayarak karşı köşedeki odayı işaret ederek döndü ve yine bağırmaya başladı gitti.
Kapının önüne gelince derin bir nefes aldım,
Eee adliye burası ne göreceğin bilinmez.
Kapıyı tıklattım ama ses yok yavaşça kapı kolunu aşağıya doğru dikkatlice ama nazikte basarak kapıyı ittim ve işte içerdeyim.
Yandaki masada ciddi tavırları siyah gözlükleri arkaya toplanmış saçları bir hanımefendi oturuyor.
Abla tam Dominant klasik tip yani kafasını kaldırmadan gözlükler bile kımıldamıyor valla
‘’Ne istiyorsun’’ bariton ve soğuk bir ses tonu ile sordu söyleyeceğimi unuttum o anda,
Tekrarladı sorusunu bir daha,
‘’Efendim bize seçmen listelerini yazmıştık okulda falan diye söze başladım.
Eli ile işaret ederek susturdu beni ‘’adın ne senin söyle bakayım’’
Hemen yanda duran dosyayı alarak acele bir şekilde
‘’Bunlardan da bıktık ‘’
Dercesine gözleri ile anlatarak ismimi buldu ve kalemi bana uzatarak imza atmamı işaret etti.
Eli hemen masanın çekmecesine gitti zarfı çıkardı başladı saymaya paraları bakalım ne çıkacak diye bekliyorum neyse işi bitti masanın üstüne bıraktı tekrar dosyalara bakmaya devam etti.
Artık ben teşekkür ederek mi çıktım yoksa o mu beni dışarıya attı pek anlayamadım ama o hızla kendimi vilayetin bahçesinde buldum bir anda.
Tamamda biz ne kazandık acaba, zarfı dikkatlice açtım tane tane saymaya başladım tam 520 TL Of of oofff.
İyi para idi valla bu zamanda bu paranın gideceği yer belli idi televizyona peşinat.
Koşar adımlarla daldım Tamer Abinin dükkânına derdimi anlattım sesini çıkarmadı tabi bu arada televizyon 5400 TL imiş.
Kardeşi Ahmet abide yukarıdan bizi dinliyor peşinatı aldı çekmeceye koydu tamam dedi diğer müşteriler ile ilgilenmeye devam etti.
Saraçlar caddesini bitirip babamın dükkânına gelinceye kadar haber önceden gelmiş bile.
Cengiz ağabey vasıtası ile beni kırmamak için tamam demişler ama birde babaya sormak lazım o da tamam deyince bizim iş olmuş bitmiş kaşla göz arasında almışız televizyonu sonunda.
Artık bütün iş Ahmet abiye kalmıştı ne zaman getirecek bizim eve acaba bekleyiş bana göre çok uzun onlar göre kısa akşamüstü koli eve ulaşmıştı.
Annem dantelli masayı bile hazır etmişti hemen, bizde bu arada anten dikmekle uğraşıyorduk herkes 3 metre direk diker biz arada kalıyoruz diye 5 metre olsun diye uğraşıyoruz. Sonunda anten kablosu da evin içine ulaşınca şimdilik her şey tamam gözüküyordu.
Kutuyu açtık büyük emeklerle eve getirdiğimiz alet artık masada annemin dantelli örtülerinin üstünde yerini bulmuştu.
Hayır, duaları ile anten kablosunu yerine? Taktık sonrada fişi duvardaki prize ulaştırdım.
Televizyonun tüpü ısınınca görüntü gelecek ya bekliyoruz geldi ama görüntü değil bizim bahçedeki karınca sürüsü bizim televizyonda.
Ne yapsak görüntü gelmiyor kanalları düğmeyi çevirerek saatlerce aradık ama bizim bahçenin karıncaları hala orada.
Sabah ola hayır ola diyerek kapattık sinirden ekranı yarında günlerden Pazar kimsede gelmez ki.
Yardım etmeye konu komşuda elektronikten arayanları düşünmeye başladık tüm ailece ilk talihli Ahmet hoca oldu öğretmen ya kendisi çözerdi herhalde neyse geldi nefes nefese fişi taktı bizim karıncalar hala orada anten fişini de taktı çıkardı defalarca.
Ama nafile gelen giden yok uzun bir zaman mücadeleden sonra Ahmet hoca pes etti gitti.
Sırada Osman amca vardı eh oda yıllarca evde lambalı sonrada Transistörlü radyolar ile haşır neşir olmuştu bir umut yarabbi bizdeki de işte.
Geldi baktı gitti kısaca sonuç yine hüsran bizim karıncalar bahçeye inmiyor bir türlü.
Artık yapacak bir şey yok pazartesi koca Almanya görmüş Ahmet Boral abiden başka kimse derdimizi çözemeyecekti anlaşılan.
Aynı zamanda servis olarak çalışıyordu satış mağazasında
‘’getir bakalım buraya görelim bakalım nasıl çalışmıyormuş’’
Diye söylendi Ahmet ağabey telefonda neyse emanet araba ile gittik bıraktık dükkâna bakım ve tamiratlar gündüz yayın olmadığı için akşamüstü başlıyordu gündüz yayın yoktu ki!
Akşamüstü ben heyecanla tamir atölyesindeki yerimi almıştım bile Ahmet ağabeyin karşısında neyse yayın geldi enerji geldi fişi taktık anten yerine Hoppala paşam…
Televizyon cam gibi çalışıyor valla neyi beceremedik ki acaba?
Sen git anlamında işaret ederek yolcu etti beni,
Akşam ezanında zil çaldı birden zaten herkes sinirli canı sıkkın bal renkli Vos vos kapının önünde.
Meraklı bakışlar altında özellikle babaanne zaten
‘’Gavur icadına baştan karşı taş yağacak başımıza bu gidişle ‘’ modunda diğerlerinin de
‘’başımıza getirdin bu belayı bakışları’’ arasında beyaz dantelli masanın üzerine yerleşti bizim televizyon tekrar.
Hadi bakalım hayırlısı bu arada çay demlendi kek pişti mutlu zamana herkes ve her şey hazır.
Anten fişi yerine takıldı dikkatlice ardından prize doğru uzandı kablonun ucu uçarcasına son olarak yuvarlak açma düğmesi de çevrildi meraklı bir bekleyiş tüp ısınacak bakalım bizim karıncalar bahçeye gitmiş mi acaba göreceğiz.
Gerçi bütün zaman dilimi beş dakika ama bizlere beş yıl gibi geldi tüm ailece.
Herkes derin bir oh çekti;
Tuna Huş haberleri sunuyordu bütün ciddiyeti ile acaba neyi eksik yapmıştık sorduk ama sır vermiyor Ahmet Ağabey sadece gülmekle yetiniyor neyse çay ve kek faslından sonra biz ailece yalnız kaldık televizyon çalışıyor kısaca ‘’AMA’’ sorusu delice kafamda dolaşıyor esasında.
Bu işi çözmek gerek yayın İSTİKLAL Marşı ile kapanınca televizyonu izleme ve inceleme harekâtı başladı anında evet fiş yerli yerinde kanal tuşları da sağlam çalışıyor, açma kapama düğmesi de tamam eksik ne?
Sıra arka taraf incelemesinde.
Zaten anten kablosu ve birde elektrik kablosu başka bir şey yok ki!
Antenin ucunu çıkardım dikkatlice oda ne öyle bizim taktığımız yerde değil başka bir yerde.
Kafadan aşağıya tonlarca kaynar sular döküldü bir anda,
Biz anten fişini gidip ilk gördüğümüz boş iki alana takmışız ama içi boooşşş.
Bizim üç günlük koşuşturmanın problemi anten fişini yanlış yere takma sıkıntısı imiş.
Neyse bahçenin karıncaları yerine gitti bizim televizyon hayatımıza katıldı da huzura erdik.
Siz muhakkak yapacağınız işe dikkat edin…
