Baş döndürücü bir hızla gündemi değişen bir ülkeyiz. Şaşırtıcı mı? Değil. Gelişmemiş ülkelerin kaderidir bu; çünkü göstermelik kuralları çiğnemek vaka-i adiyedendir.
Bize de yetişmek düşüyor; ama köşe yazıyorsanız toz dumanın kalkmasını da beklemek icap ediyor.
Gözaltı, gösteri, boykot, daha niceleri… Belki bir dönüm noktasındaki sancılardır, belki de hiçbir iz bırakmadan geçip gidecek karmaşık günler, bilinmez.
Ulusal konular ve yerel meselelerin neresine tutunacağız?
Yaşam Hakkı!
Sessizce, onlar ve yüzler ile ifade edilse de sadece rakam olarak ele almayacağımız gri bir alan. “Yaşamak istiyorum!” diye haykıran, ama duyulamayan çığlıklar.
Ceza çekmek ve bedel ödemek yaşama hakkının önüne geçmesi gerekiyor mu? Sorgulamak gerekiyor.
Cezalandırmak ayrı şeydir, yaşam hakkınıza el uzatılması bambaşka bir şeydir. İkincisi gizli idam hükmüdür!
Yetkileri ellinde tutanlar sessiz çığlıkları istedikleri gibi algılamakta özgür olmalılar mı?
“Hapis cezasının infazı, mahkumun hayatı için kesin bir tehlike teşkil ediyorsa, iyileşinceye kadar infazın geri bırakılması tartışma konusu olmamalıdır.” demiş Korkusuz’daki yazısında Can Çoşkun. İnsan Hakları sözleşmelerini görmezden elseniz bile ve Anayasamızın 17. Maddesi ” yaşam hakkı”na el uzatılmasını men eder.
Ceza çekilen alanların konforlu olduğunu kimse iddia edemez, zaten o şekilde olması da gerekmiyor.
Ancak ne suç işlemiş olursa olsun, kişi yalnızca hüküm giydiği cezaya çarptırılabilir. Yaşam hakkını elinden alan bir yaptırım; toplumun hukuka ve devlete olan bağlığına zarar vermekten başka bir şeye yaramaz.
Yıllardır, seslerini duyuramayan o kadar çok sessiz çığlık mevcut ki, duyulmadığını sanmak kendini kandırmaktır. Bir belediye başkanını gözaltına alırsınız ve toplum yeniden kulak kabartır bu seslere. Bir süre sonra unutulur gider dersiniz; ama bir tortu kalır vicdanlarda.
Üstelik, hastalığının tedavisi sürdürülemeyecek duruma gelenler hakkında Cumhurbaşkanının AF YETKİSİ mevcut.
Suç işlemiş hiçbir birey, cezasını aşan bir hükümle cezalandıralamaz. Yaşam hakkı kutsaldır ve hüküm geri bırakılabilir.
Vicdanları kirletmenin kimseye bir faydası olmadı şimdiye kadar. Umarız ki son yaşananlar etkisinde hukuk ve insan hakları dikkate alınır.
Yetersiz kalıyorsa yeni düzenlemeler yapmanın yolları aranır.
Toplumun vicdanını sızlatmayacak kararlar verilmesi de şart. Sadece ‘’kulak memesi’’ ayarının dikkatlice yapılması gerekiyor.
Cezayı uygulamak ya da yaşama hakkı!
Başka bir anlatımla,
Kulak memesi.
