ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
PEYNİR SADECE PEYNİR DEĞİLDİR
Belki de meselenin en önemli tarafı burası.
Edirne Peynirini yalnızca bir ürün olarak görürsek, yapabileceklerimizi de sınırlandırmış oluruz.
Oysa peynir sadece peynir değildir.
Peynir;
Süttür.
Hayvancılıktır.
Üreticidir.
Köydür.
Meradır.
Fabrikadır.
İşçidir.
Lojistiktir.
Pazarlamadır.
Restorandır.
Turizmdir.
Gastronomidir.
İhracattır.
Ve bütün bunların ötesinde istihdamdır.
Bu nedenle Edirne Peynirinin yeniden güçlendirilmesi, aynı zamanda Edirne’nin üretim ekonomisinin güçlendirilmesi anlamına gelir.
Tanıtım, süt üreticiliği, peynir üretimi, pazarlama ve lojistiği birlikte ele alınması gerekiyor.
Bence de doğru yaklaşım budur.
Çünkü sütünüz yoksa peynir üretemezsiniz.
Ürününüz yoksa marka oluşturamazsınız.
Markanız yoksa ulusal pazarda görünür olamazsınız.
Pazarlamanız yoksa tüketiciye ulaşamazsınız.
Lojistiğiniz yoksa ürünü zamanında ulaştıramazsınız.
Dolayısıyla bütün zincirin aynı anda düşünülmesi gerekir.
İlk halka: Süt üreticisi
Peynir hikâyesinin en önemli kahramanlarından biri aslında görünmeyen unsuru.
Süt üreticisi.
Biz market rafında peyniri görüyoruz.
Ama o peynirin hikâyesi çok daha önce başlıyor.
Hayvan yetiştiricisinin ahırında…
Merada…
Sütün sağımında…
Üreticinin emeğinde…
Dolayısıyla süt üreticisini desteklemeden Edirne Peynirinin geleceğini konuşmak eksik kalır.
Süt Üreticileri Birliğinin üretimin artırılması konusunda daha fazla proje geliştirmesi gerektiğini vurgulamamız gerekiyor.
Fiyat açıklamak önemli olmakla birlikte, üretimi artıracak ve üreticinin geleceğini güçlendirecek çalışmaların da gerekli olduğu ifade etmekte fayda var aslında.
İkinci halka: Üretici
Peynir üreticisinin de sadece üretim yapan bir işletme olarak görülmemesi gerekiyor.
Marka oluşturması gerekiyor.
Standart oluşturması gerekiyor.
Ambalajını geliştirmesi gerekiyor.
Dijital dünyaya ayak uydurması gerekiyor.
Ulusal marketlerle ilişki kurması gerekiyor.
Gastronomi dünyasına açılması gerekiyor.
Üçüncü halka: Kurumlar
Burada Ticaret Odası, Ticaret Borsası, Esnaf Odaları, Belediye, Valilik, üniversite ve diğer kurumların rolü ortaya çıkıyor.
Özellikle meslek odalarının değişen ekonomik şartlara uyum sağlaması gerekiyor.
Üye aidatını öder.
Kurumun faaliyetlerine katkı sağlar.
Bunun karşılığında yalnızca belge ve resmi hizmet değil, kendisinin önünü açacak çalışmalar da beklemesi son derece doğaldır.
Bu nedenle şu soru bence ayrıca düşünülmeli:
“Üye odaya hizmet etmeli mi?” sorusuna tersten bakarak
“Oda üyesine nasıl daha iyi hizmet eder?” sorusuna çevirmemiz gerekiyor.
Çağ değişti.
İş dünyası değişti.
Pazarlama değişti.
Tüketici alışkanlıkları değişti.
Dolayısıyla kurumların çalışma biçimleri de değişmek zorunda.
Şeflerden Gurmeye, Restorandan Sosyal Medyaya
Edirne Peynirinin yeniden güçlü bir marka haline gelmesi için yalnızca üreticiye görev yüklemek de doğru olmaz.
Gastronomi dünyasının da bu hikâyenin parçası olması gerekiyor.
Yıldızlı şefler ürünlerimizde Edirne Peynirini kullanacak mı?
Gurmeler gittikleri restoranlarda Edirne Peynirini isteyecek mi?
Sosyal medya içerik üreticileri bu lezzeti anlatacak mı?
Edirne’deki işletmeler poşetlerinde, kutularında, tabelalarında ve görsel çalışmalarında Edirne Peynirine yer verecek mi?
Bunların hepsi küçük gibi görünen ama marka açısından büyük sonuçlar doğurabilecek adımlar.
Çünkü marka sadece fabrikada üretilmez.
Marka, toplumun ortak anlatısıyla oluşur.
Bir turist Edirne’ye geldiğinde peynir almak isterse…
Bir restoran menüsünde Edirne Peynirini kullanırsa…
Bir şef kendi tarifinde Edirne Peynirini tercih ederse…
Bir Gurme bunu anlatırsa…
Bir sosyal medya kullanıcısı paylaşırsa…
Bir ulusal market rafında ürün görünürse…
Hikâye büyümeye başlar.
