Siyasette yeni bir parti kurmak kolaydır.
Zor olan, gerçekten yeni bir siyaset anlayışı ortaya koyabilmektir.
Bugün iktidar ihtimalini yakın görenlerin yeni oluşumun kapısına yöneldiği bir siyasi tabloyla karşı karşıyayız. Peki, yeni partiye koşarak girenler içeride yer kalmadığında ne yapacak?
İşte asıl soru burada başlıyor.
Çünkü siyaset yalnızca yeni bir parti kurmakla değişmiyor.
İsimler değişiyor, logolar değişiyor, koltukların sahipleri değişiyor ama siyaset anlayışı değişmiyorsa, ortaya çıkan şey yeni bir siyaset değil; eski siyasetin yeni adresi oluyor.
CHP’nin “baba ocağı” olduğunu söyleyenlerle, bu ocaktan ayrılarak yeni bir yol arayanların gelecekte nasıl bir ilişki kuracağı da önümüzdeki dönemin önemli tartışmalarından biri olacak.
Kurultay süreci yaklaşırken CHP içinde yeni dengelerin oluşması bekleniyor. Oğuz Kaan Salıcı’nın adı, Muharrem İnce’nin yeniden CHP Genel Başkanlığı ihtimali ve geçmişte partiden ayrılanların yeniden dönüp dönemeyeceği, siyasetin önümüzdeki dönemini şekillendirebilecek başlıklar arasında.
Peki bugün ayrılanlar yarın geri dönmek isterse kapılar açılacak mı?
Kılıçdaroğlu döneminde yaşanan tartışmaların ardından herkes davul zurna eşliğinde baba ocağına geri mi dönecek?
Yoksa siyasetin kapıları, ayrılanlar için artık daha mı dar olacak?
Siyasette bir koltuğa oturanların, o koltuğun geçici olduğunu unutması hiç de şaşırtıcı değil.
Koltuğa bir kere oturan, emanetçi olduğunu kolay kolay hatırlamıyor.
Bu nedenle bugün “baba ocağı benimdir” diyenlerle, yarın bu ocaktan ayrılanların yolları yeniden kesiştiğinde nasıl bir tablo ortaya çıkacağını bugünden kestirmek zor.
Baba ocağının tapulu malı olduğunu düşünenler, günün birinde o kapının toplu iğne kadar daraldığını gördüklerinde ne yapacak?
Yeni partiye koşarak girenler, içeride kendilerine bekledikleri yeri bulamadıklarında ne yapacak?
Bugün birbirleriyle kavga edenler, yarın seçim zamanı aynı tabanın karşısına nasıl çıkacak?
Çünkü siyasette koltuk sayısı sınırlıdır.
Ama beklenti sınırsızdır.
Yeni oluşumun içinde yer alacakların da kendilerine sorması gereken önemli bir soru var:
Gerçekten yeni bir siyaset mi kuruyoruz, yoksa mevcut siyasette kendimize yeni bir yer mi arıyoruz?
Eğer amaç yeni bir siyaset anlayışı oluşturmaksa, toplumun karşısına yeni fikirlerle çıkmak gerekir.
Yeni kadrolar…
Yeni bir vizyon…
Yeni bir gelecek…
Ama amaç sadece mevcut partide kendisine yer bulamayanların başka bir adrese taşınmasıysa, bunun adı siyasi yenilik değil, siyasi adres değişikliğidir.
CHP’de siyaset yapma imkânı kalmadığını düşünenlerin yeni bir siyasi oluşum kurması elbette demokratik bir haktır.
Ancak CHP çizgisinde siyaset yapmak isteyenlerin, yeni bir tabela altında aynı siyaseti sürdürmek yerine kendilerine şu soruyu sormaları gerekir:
Biz gerçekten yeni bir yol mu açıyoruz, yoksa eski yolun başka bir şeridine mi geçiyoruz?
Çünkü siyasette ayrılmak kolaydır.
İstifa etmek kolaydır.
Yeni parti kurmak kolaydır.
Zor olan, seçmenin güvenini yeniden kazanmaktır.
Belki ulus onları bir gün yeniden bir araya getirecek.
Ama belki bu seçimde değil.
Çünkü seçim zamanı geldiğinde bugün yaşanan bütün kavgalar, ayrılıklar ve söylenen sözler yeniden hatırlanacak.
Siyasetçinin yön değiştirmesi kolaydır.
Partilerden istifa etmek, yeni parti kurmak, hatta eski partiye geri dönmek mümkündür.
Ama seçmenin hafızasından çıkmak o kadar kolay değildir.
Ve unutulmamalıdır:
Sandık başında son sözü koltuklar değil, vicdanlar söyler.
Gelecek yazı: Kum Saati Çalışıyor… Siyasetin Matematiği Geriye Dönmüyor.
