665 yıllık bir geleneğin bir yılı daha geride kaldı.
Er meydanında pehlivanlar kol bağladı, dualar edildi, kispetler giyildi, yeni hikâyeler yazıldı.
Ancak bu yılın Kırkpınar’ı, yalnızca güreşleriyle değil; geleceğine dair verdiği mesajlarla da hafızalarda yer etti.
Yıllardır konuşulan otopark sorununun büyük ölçüde çözüme kavuşmuş olması sevindiriciydi.
Elbette yaklaşık iki kilometrelik yürüyüşü sorun eden dostlarımız oldu.
Kapının önünde ineceğim alışkanlığından vazgeçmemiz gerekiyor.
Yerine belediyeden alana giden yürüyen merdiven talebi daha mantıklı 😊😊😊
Şikayet değil çözüm üretip anlatmak daha önemli.
Ancak çarşı yönünden gelenler Saraçhane’deki otoparkı, yeni yerleşim bölgelerinden gelenler ise Tekkekapı’daki alanı rahatlıkla kullanabildi. En önemlisi de yıllardır Sarayiçi girişinde yaşanan trafik Kaosu bu yıl büyük ölçüde ortadan kalktı.
Bu önemli bir kazanımdır.
Organizasyonun bazı yönlerinde gözle görülür iyileşmeler de vardı. Ancak çözüm bekleyen meseleler hâlâ karşımızda duruyor.
Örneğin, yıllardır geçici çadırlarla oluşturulan satış alanları artık Kırkpınar’a yakışmıyor.
Sponsor firmaların isimlerini görünce daha estetik, daha kurumsal ve daha özgün tasarımlar beklemiştim.
Oysa yine karavanların sıralandığı, geçici satış alanlarının oluşturulduğu bir görüntüyle karşılaştık.
Dünyanın en eski spor organizasyonlarından birini düzenleyen bir kent, bundan çok daha iyisini hak ediyor.
Aksi hâlde, kültürel kimliğiyle öne çıkması gereken Kırkpınar’ın, sıradan bir fuar alanını andıran görüntüler içinde kaybolması kaçınılmaz olacaktır.
Ancak asıl dikkatimi çeken konu bunlar değildi.
Sarayiçi’nde dolaşırken zihnime takılan tek bir soru vardı:
“Acaba Kırkpınar’ı belediyenin bugünkü yönetim anlayışıyla son kez mi izliyoruz?”
Belki bugün için iddialı bir soru…
Belki de sadece bir gözlem…
Fakat yaşanan gelişmeler, protokol düzeni, organizasyonun işleyişi ve sahadaki görüntü, insanı ister istemez bu ihtimal üzerinde düşünmeye sevk ediyor.
Sarayiçi’nin, Osmanlı’nın payitahtı Edirne Sarayı’nın Hasbahçesi içinde yer alması;
Tarihî ve kültürel kimliği nedeniyle farklı kurumların ilgisini çekmesi de bu tartışmaları besleyen unsurlar arasında yer alıyor.
Son dönemde yapılan bazı açıklamalar ve ortaya çıkan siyasi tartışmalar, önümüzdeki yıllarda farklı yönetim modellerinin gündeme gelebileceğini düşündürüyor.
Bugün bunun kesinleştiğini söylemek mümkün değildir.
Ancak işaretleri doğru okumak da yöneticilerin ve kent kamuoyunun sorumluluğudur.
Başpehlivan ödül töreni bu açıdan dikkat çekiciydi.
Sahnenin merkezinde Bakan vardı.
Diğer protokol üyeleri ise adeta ikinci planda kaldı.
Belediye Başkanının konumu bile yeni döneme ilişkin farklı yorumların yapılmasına neden oldu.
Bir başka dikkat çekici ayrıntı ise Etnospor’un törendeki görünürlüğüydü.
Bu tek başına bir anlam ifade etmeyebilir.
Ancak bütün fotoğrafa birlikte bakıldığında, Kırkpınar’ın geleceğine ilişkin yeni arayışların sinyallerini görmek de mümkündür.
Çünkü Kırkpınar artık yalnızca bir yağlı güreş organizasyonu değildir.
Kültürel mirastır.
Turizmdir.
Ekonomidir.
Uluslararası tanıtımdır.
Ağalık ihalesidir…
Reklam geliridir…
Yayın haklarıdır…
Sponsorluklardır…
Festival ekonomisidir…
Bütün bunlar milyonlarca liralık bir ekonomik değer oluşturuyor.
Bu kadar büyük bir organizasyonun nasıl yönetileceği,
Hangi kurumların sorumluluğunda olacağı ve gelirlerinin nasıl değerlendirileceği elbette önümüzdeki yıllarda daha fazla tartışılacaktır.
Belediyelerin içinde bulunduğu ekonomik koşullar da ortadadır.
Bu ölçekteki organizasyonların sürdürülebilirliği artık yalnızca gelenekle değil, güçlü bir yönetim modeliyle mümkündür.
Belki gelecekte festival bölümü yerel yönetimlerde kalacak, güreş organizasyonu ise merkezi yönetim ile ilgili kurumların ortak yapısıyla yürütülecek.
Bugün bunların hiçbiri kesin değildir.
Ama ihtimalleri konuşmak, yarın hazırlıksız yakalanmaktan daha değerlidir.
Bir başka konu ise ağalık kurumudur.
Ağalık, Kırkpınar’ın vazgeçilmez geleneklerinden biridir.
Ancak gelenekleri yaşatmanın yolu, onları çağın şartlarına göre güçlendirebilmektir.
Artık yalnızca ihale rakamlarının konuşulduğu bir anlayış yerine; kültürel sorumluluğu, tanıtımı ve ata sporuna katkıyı esas alan yeni bir bakış açısına ihtiyaç vardır.
Belki de artık kapsamlı bir “Kırkpınar Anayasası” hazırlanmalıdır.
Kim hangi yetkiye sahip olacak?
Gelirler nasıl kullanılacak?
Ağalığın görev ve sorumlulukları neler olacak?
Festival nasıl yönetilecek?
Kültürel miras nasıl korunacak?
Uluslararası tanıtım nasıl yürütülecek?
Bütün bunlar günü kurtaran çözümlerle değil, ortak akılla yeniden yazılmalıdır.
Çünkü gelenekler, ancak çağın gereklerine uyum sağlayabildikleri sürece yaşayabilir.
Bir başka eksiklik ise şehrin Kırkpınar’a hazırlanış biçimiydi.
Kırkpınar yalnızca Sarayiçi’nden ibaret değildir.
Bir hafta boyunca bütün Edirne’nin bu büyük coşkuyu yaşaması gerekir.
Ne yazık ki şehrin birçok noktasında kullanılan soluk afişler ve yetersiz görsel hazırlıklar,
Dünyanın en eski spor organizasyonlarından birine yakışan atmosferi oluşturmaktan uzaktı.
Kırkpınar, Edirne’nin en güçlü markasıdır.
Böylesine güçlü bir marka, çok daha etkileyici bir görsel kimliği hak ediyor.
Bu noktada eski Belediye Başkanı İbrahim Ay’ın kendi imkânlarıyla yaptığı tanıtım çalışmaları da dikkat çekiciydi.
Eczanesinde oluşturduğu küçük Kırkpınar köşesi bile, bazen büyük projelerden daha anlamlı bir mesaj verebiliyor.
Demek ki istenildiğinde oluyor.
Korkum şu…
Biz yine seyredeceğiz…
Yine “Bir şey değişmez.” diyeceğiz…
Sonra da elimizden oyuncağı alınmış bir çocuk gibi yakınacağız.
Oysa Kırkpınar sadece Edirne’nin değil, bütün Türkiye’nin ortak mirasıdır.
Bu mirası korumak da, geliştirmek de hepimizin ortak sorumluluğudur.
Er meydanındaki mücadele sona erdi.
Şimdi sıra düşünce meydanında…
Çünkü asıl mücadele artık yalnızca çayırda yapılmıyor.
Asıl mücadele; Kırkpınar’ın ruhunu, tarihini, geleneklerini ve geleceğini koruyabilme mücadelesidir.
Bugün bu tartışmayı başlatabilirsek,
Belki yarın sadece geçmişi anlatan değil; geleceğini birlikte inşa eden bir Kırkpınar bırakabiliriz.
