Bilgi notu:
Aşağıdaki açıklama yakın zamanda yazdığım yazının girişi teknik nedenler ile bazı dostlarımız okuyamamış olabilir.
Tekrarlamakta yarar var.
Bu satırların sahibinin siyasi beklentisi olmadığını ve çizgisinin ne olduğunu herkes biliyor.
Yapabileceğim seçim zamanı ülke menfaatleri doğrultusunda oy kullanmaktır.
Cesur olabilmek mükemmel bir mücadele şeklidir.
— KUM SAATİ ÇALIŞIYOR: SİYASETİN MATEMATİĞİ GERİYE DÖNMÜYOR
Bir önceki yazımızda yeni parti arayışlarını ve baba ocağından ayrılanların gelecekte yeniden aynı çatı altında buluşup buluşamayacağını sorgulamıştık.
Şimdi asıl soruya gelelim:
Muhalefet bölünürse, bunun bedelini kim ödeyecek?
Siyasetçiler mi?
Partiler mi?
Yoksa sandık başında karar verecek vatandaş mı?
Cevabı hepimiz biliyoruz.
Bugün muhalefet cephesinde yaşanan ayrışmaların en büyük tehlikesi sadece siyasi partilerin bölünmesi değildir.
Asıl tehlike, seçmenin umudunun bölünmesidir.
Bugün kavga edenler, yarın seçim zamanı aynı tabanın karşısına çıkacak.
Bugün birbirine kapılarını kapatanlar, yarın aynı seçmenden oy isteyecek.
Bugün “bizim yolumuz ayrı” diyenler, seçim matematiği önlerine geldiğinde yeniden hesap yapmak zorunda kalacak.
İşte siyaset tam da burada zorlaşacak.
Çünkü seçim matematiği, siyasi hesapları sevmez.
Sandık duygularla değil, rakamlarla konuşur.
1994 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini hatırlamakta fayda var.
Her şeyin başlangıcı olarak kabul edilen o seçim, Türkiye siyasetinde önemli bir dönüm noktası oldu.
Bir siyasi partinin kazanması kadar, diğer partilerin bölünmüşlüğünün nasıl sonuçlar doğurabileceğini de gösterdi.
Bugün yaşananları değerlendirirken geçmişten ders çıkarmamız gerekiyor.
Çünkü tarih kendisini aynen tekrar etmeyebilir.
Ama benzer hatalar, benzer sonuçları doğurabilir.
Önümüzde 2027-2028 seçim parkuru var.
Kum saati çalışıyor.
Zaman hızla ilerliyor.
Cumhuriyet’i kuranların partisinin yalnız kaldığı, diğer muhalefet partilerinin ise çekingenlik içinde beklediği bir tablo ortaya çıkarsa, bunun sonucunu bugünden kestirmek mümkün değil.
Belki zaman içinde güçlü aday profilinden vazgeçilerek, daha az göze batan ve farklı siyasi kesimlerin üzerinde sessizce birleşebileceği bir isim ön plana çıkacak.
Çünkü seçim zamanı geldiğinde en güçlü görünen aday değil, en geniş kesimleri bir araya getirebilen aday kazanabilir.
Ancak burada başka bir soru ortaya çıkıyor:
Seçilecek adayın sadece seçmen tarafından değil, siyasi sistem tarafından da kabul edilebilir olması mı gerekecek?
Bu soru önümüzdeki dönemde daha fazla tartışılacak gibi görünüyor.
2024 yerel seçimleri bize önemli bir gerçeği gösterdi:
Aday belirlemek, en az seçimi kazanmak kadar önemlidir.
Yanlış aday tercihi, doğru siyasi stratejiyi bile başarısızlığa uğratabilir.
Bu nedenle muhalefetin önümüzdeki dönemde aday belirleme yöntemlerini yeniden düşünmesi gerekiyor.
Adayın sadece seçimi kazanıp kazanamayacağı değil, seçimi kazandıktan sonra görevini sürdürebilme ihtimali de artık tartışılmak zorunda.
Çünkü vatandaşın sandıkta verdiği oyun ertesi gün siyasi veya hukuki tartışmalarla anlamsızlaştırılması, demokrasinin en büyük sorunlarından biri olur.
Seçmen artık yalnızca “Kimi seçelim?” diye sormuyor.
“Seçtiğimiz kişi görevini yapabilecek mi?” sorusunu da soruyor.
Yarın Yargıtay’dan yeni bir karar çıkarsa ne olacak?
CHP yönetimi “Saha temiz, geri geliyoruz” derse, bugün yeni oluşumlarda yer alanlar yeniden CHP’ye dönecek mi?
Yeni seçilen delegeler, il ve ilçe yönetimleri bu dönüşleri nasıl karşılayacak?
Bugün birbirlerine ağır sözler söyleyenler, yarın aynı çatı altında yeniden siyaset yapabilecek mi?
İşte bu soruların cevabı, önümüzdeki dönemin siyasi fotoğrafını belirleyecek.
Çünkü parti içinde kalmak veya istifa etmek tek başına çok büyük bir anlam taşımıyor.
Önemli olan, siyasetin hangi fikir etrafında şekilleneceği.
Belki bugün birbirinden ayrılan siyasi yollar, yarın yeniden birleşecek.
Belki yeni partiler kurulacak.
Belki eski partiler yeniden güçlenecek.
Belki de hiç kimsenin beklemediği yeni bir siyasi aktör ortaya çıkacak.
Siyasette her şey mümkün.
Ama bir gerçek değişmeyecek:
Kum saati çalışıyor.
Zaman geriye doğru akmıyor.
Siyasette geriye dönüşün matematiği yok.
Bugün yapılan her hesap, yarının sandığına yazılıyor.
Yeni yazı: Sandık Başında Vicdan Muhasebesi…
