PALAMUT – Edirne Postası – Edirne Haberleri

PALAMUT

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Dükkanı kapatırken Kunduracı İsmail karşı komşusu Brandacı Hüseyin’e seslendi

-Sabah 5 otobüsü ile gideriz her zamanki gibi

-Tamam sabah görüşürüz iyi geceler.

Diye cevapladı Brandacı Hüseyin arkadaşının sorusunu daha sonra dikkatlice dükkan’ın kapısını besleme çekerek kilitledi…

Esnaf için zaman önemli idi eh dört saat sürüyordu yolculuk İstanbul’a aynı gün alışverişi bitirip dönmek önemli idi.

Sabah ezanı Süleymaniye camiinin minarelerinde duyulunca abdestini aldı ve namazını eda etmeye başladı, bitince de!

Hemen mavi brandadan kendi diktiği çantası alarak eşinin hayır duaları ile birlikte sokağa attı kendini Brandacı Hüseyin.

Gökyüzü hala lacivert ile beyaz arası bir halde güneşin doğmasına hazırlanıyordu.

Hızlıca İnönü ilk okulunun önünden geçerek Lari caminin bulunduğu sokaktan Çilingirler çarşısına ulaştı ve Tahmis meydanında buluverdi kendisini.

Kırmız şeritleri ile 302 Mercedes karşıda peronda hazırdı her zaman olduğu gibi muavin bagaj kapaklarını açmış gelenlerin paketlerini yerleştirmekle meşguldü.

Hemen köşede bulunan yazıhaneye doğru ilerledi kapının üstünde kocaman bir tabelada

‘’ EDİRNE SERHAD’’ yazıyordu.

İçeriye doğru adımını besmele çekerek attı evet masasının başında tüm heybeti ile Filiz Bey oturuyordu ne hikmetse saçlar ve bıyık hala simsiyah halde yine saçlar özenle taranmış bıyıklar sabah tanziminden geçmiş kahverengi ceketi ve beyaz gömleği ile işinin başında idi.

Daha görür görmez Brandacı Hüseyin’i yanda asılı duran yandaki çay ocağına bağlı diyafonun düğmesine basarak hemen çayları söylemeyi ihmal etmedi.

‘’oğlum ağır misafirler var 2 çay demli acil’’

Kunduracı İsmail de gelmiş cam kenarına oturmuş muhteşem eski camiyi seyrediyordu.

Gerçi beş vakit namaza başlamamıştı ama içinde bir kıpırtı vardı bakalım ne zaman nasipse.

Sohbet ve çay faslı devam ederken birden kapıda Adalı HALİL gibi heybetli kaptanımız Yaşar abi belirdi lakabı ile

‘’Ayı Yaşar ‘’derlerdi kendisine.

Her zaman beyaz gömleği sırtında boynunda tam sıkılmamış halde kırmızı Kravat,

Pantolon göbeğin altında sadece yanda bulunan saçları Briyantin ile şekillenmiş Yazıhanenin kapısını ona uygun yapmadıkları için,

Yanlamasına içeriye bıraktı kendisini selam falan vermeden Kunduracı İsmail’e döndü ve,

‘’Bak bu sefer kalabalık istemiyorum en fazla dört kişi olacağız ağız tadınla bir balık yiyemedik beya’’

Herkes şaşırmış halde ikisine bakıyordu bilenler mevzuyu anlamıştı ama diğerleri hala konuya Fransız…

Konu derindi Kaptan Yaşar için haftalardır afiyetle bir palamut yiyememişti valla.

‘’ bu Pazar servisi ayarladım Edirne de kalacağım ona göre hazırlığı yap İsmail abi’’

Herkes gülmeye başladı Filiz abi,

‘’Bak bizi bile çağırmıyor yahu’’

Diye söylenmeye başladı kaptan Yaşar’da eli ile

‘’Kimseye davet yok ‘’

Anlamında bir işaret yaparak yerine oturdu.

Eh artık hareket saatinin geldiği Filiz beyin Bariton sesli anonsu ile öğrendiler.

‘’lütfen bütün yolcular otobüse lütfen’…

Konunun tartışması bütün yol devam etti mi?

Bilinmez ama herkeste derin iz bıraktığı kesin idi.

…

Cumartesi akşam üzeri Kunduracı İsmail’in Dükkanın’da işler bitmiş sıra hafta sonu ödemelerine gelmişti bütün ödemeler cumartesi günü yapılırdı.

İkindi ezanı duyulunca önde Kahveci Mehmed’in oğlu mesut görünür bütün hafta tebeşir ile kapının üstüne attığı Çentikleri saymaya başlar ve toplamını ufak pusulaya yazar.

Tezgah’ın üstüne bırakır gider ardından da Frezeci Ali çıkar köşeden abisi Osman’ın yazdığı pusula elinde gözünde cam bardak kalınlığında gözlükleri ve üstü başı lastik tozu olduğu halde ikinci pusula da ondan gelir.

Olmazsa olamaz Sayacı İlker Abide sırasını bilir ve bekler onlardan sonra Kalfası Seyit elinde pusula ile noktayı koyar.

Kunduracı İsmail’de rakamlara baktı sonrada üstü çirişten ve Derby yapıştırıcıdan kaskatı hale gelmiş önlüğünü çıkararak Tıkır İsmail’in saraçlar caddesinde bulunan dükkanına doğru yürümeye başladı.

Bütün hafta yaptığı ayakkabıların hepsi bu Dükkan’a gelirdi çocuk ayakkabılarında uzmanlaşmıştı en yeni modelleri üretir ve devamlı yenilikleri takip eder ve üretirdi Allah için hakkını vermek lazım.

Kısaca iyi usta idi rengarenk cicili biçili kırmızı, beyaz, siyah ruganlardan yapılma modeller vitrinde göz alıcı şekilde durur ve ne kadar çok üretse de Dükkan’da her zaman yer vardı.

Kapıdan içeriye girerek sağ tarafta küçük masası bulunan Tıkır İsmail’in karşısına saygı ile oturdu.

Kısa bir sohbet yaptılar aralarında önümüzdeki haftaların siparişlerini teyit ettiler birbirlerine bu arada ZOGO Niyazi’den mis gibi vanilya ve ceviz kokan Keşkülde masaya ulaşıvermişti hemen.

Neyse kunduracı İsmail bu haftalık yetecek miktarda parayı cebine koyarak ayrılarak dükkan’a doğru yürümeye başladı.

Yarın Pazar Yaşar kaptan gelecek balık ziyafeti yapılacak.

Hemen balıkları sarmak için üç dört tabaka yağlı kağıt, soğan, domates, limon, birkaç tanede Şişarka temin edildi yarın sabaha hazırlık.

Mevsimi idi tabi palamutlarda yarın sabahtan alınarak hazırlanacaktı…

Fırında da harika oluyordu be mis gibi sıcak yağlı kağıta sarılı balıkları açacaksın hemen ortaya bırakacaksın of ooof oooofff…

…

Erkende çıktı kunduracı İsmail,

Evden pazar sabahı ortalıklarda kimseler gözükmüyordu ama sonrası Allah kerim yani herkes kısmetine de günaha girmek gibi olmasın ama çok kısmetlisi çıkıveriyordu fırından balıklar gelince nedense?

Hemen falçatayı masatla biraz keskinleştirdi önce soğanları silindir şeklinde kesti, daha sonra domatesleri de uzun uzun doğradı şişarkalar sapları kesilerek bütün bırakıldı.

Sıra palamutlara gelmişti yaşar kaptan abartısız iki tane götürecekti üç tanede de kendilerine yetecekti,

Yağlı kağıtları çabuk şekilde masanın üzerine serdi tabana bir sıra domates ve soğan yayıldı üzerine palamutlar sonra bir kat daha soğan ve domates daha.

Birkaç tane Şişarka, biraz sarımsak, üzerine ilavesi dilimlenmiş limonlar son hamle ile Ayvalık’tan özenle getirdiği zeytin yağını da gezdirdi balıkların üzerine işlem tamamdı.

Dikkatlice yağlı kağıtlar uçlarından yukarıya doğru kıvrıldı ve Monto çivileri ile birleştirilerek fırına gitmeye hazırdı artık ziyafet paketleri.

Çırakta zaten kapının önünde bekliyordu hazır kıta;

İşaret etti hemen kutunun içine konulan balıkları aldı ve Zindanaltı’na doğru Fırıncı Behçet abiye doğru koşar adımlar ile yürümeye başladı zaten vakit de gelmek üzere idi 2 saat sonra pişmesi biterdi balıkların o zaman içinde yaşar kaptanda ortaya çıkardı muhakkak.

‘’ Usta bugün aşağıya kurmayacağız sofrayı ona göre.’’

Sesin geldiği yöne doğru baktı ve kapıda tüm heybeti ile Adalı Halil Pehlivan edası ile Yaşar Kaptan gülerek bakıyordu.

Bıkmıştı paylaşmaktan keyifle yiyememekten ama kafasında bir plan vardı belli.

Zaten altı metrekare dükkan ahşap iki katlı ne olacaktı bakalım göreceğiz diye geçirdi içinden usta.

Öylen ezanını biraz geçince çırak elinde karton kutuda balıklar ile gözüktü uzaktan bu arada sokakta kalabalıklaşmaya başlamıştı,

‘’Bugün üst katta kuracağız sofrayı ona göre hazırlanalım’’

Allah Allah nasıl çıkacaktı ki?

Bir metrekare kapaktan yukarıya acaba?

Ya sabır çekerek önce çırak ile oğlan yukarıya doğru tırmanıverdiler hemen ardından yiyecekler uzatıldı ama işin finali şimdi gelmişti Yaşar Kaptan söyle kafasını yukarıya doğru kaldırarak baktı ve gülümsedi sadece sonrada merdivenleri tırmanmaya başladı zaten 12 basamak vardı kapağın ağzına gelince bir nefes daha aldı hızlıca birden o göbek kayboldu ortadan içine çekti güçlü bir şekilde, kollar uzandı ardından gövde yukarıya doğru inanılmaz şekilde uzamaya başladı son bir hamle ayaklarda gözden kaybolunca herkes inandı çıkmıştı yukarıya valla.

Ustada en son dükkanın kapısını çekerek yukarıya uzandı ve….

Esas olay şimdi başlıyordu Yaşar Kaptan yukarı çıkılan kapağı dikkatlice kapattı herkes ne olacak diye bekliyor yukarıda zaten daracık alan sonrada hasır tabureyi kapağın üstüne koydu ve cüssesi ile üzerine oturuverdi.

‘’hadi şimdide gelsinler bakalım sofraya’’ gülmeye başladı tabi onunla birlikte herkes bastı kahkahayı.

Kocaman kütükten yapılma masaya nevaleler birer birer açılmaya başladı ama Yaşa Kaptan yerinden kımıldamıyor asla.

Aşağıdan tıkırtılar, sesler falan gelmeye başlamıştı ama kapak açılmıyordu bir türlü.

Aşağıda olsalar gelen geçen kokuları duyunca tadımlık almadan geçmiyordu ki!

Belki de ilk defa bu kadar zevk ile yemeği yediler ama Yaşar Kaptan hala kapağın üzerinde oturuyordu artık muradına ermişti kimseler gelmeden palamutları bitirmişti.

Şimdi aşağıya inme faslı vardı ama nasıl? Sincap edası ile yukarıya uzanan Yaşar abi nasıl inecekti ne göbek içeriye giriyor nede kollar kapaktan

geçiyor. Yok inemiyor bu kadar net herkes indi ama o yukarıda herkes kahkahalara boğuldu ama kendisi sinirden kıpkırmızı.

Neyse sonunda çözüm bulundu bereket yan tarafta inşaat vardı orda da uzun bir merdiven imdada yetişti.

İkinci katta ön tarafta cam çerçeve vardı onu açtılar aşağıda merdiveni altı kişi tutuyor yukarıdan da üç kişi desteklediler oflaya puflaya bir saatlik uğraşmanın sonunda alkışlar ile Yaşar Kaptan karaya ayak bastı da rahatladı herkes.

Bir daha da uzunca bir süre ne palamut ziyafeti oldu nede Yaşar Kaptan çarşıya adım attı.

Ama hikayesi uzunca bir zaman anlatıldı durdu ve Istabul’da Topkapı otogarına kadar ulaştığı söylendi.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
PALAMUT
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

Giriş Yap

Edirne Postası - Edirne Haberleri ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!