SOKAK ÇEŞMESİ… – Edirne Postası – Edirne Haberleri
  1. Haberler
  2. Köşe Yazıları
  3. SOKAK ÇEŞMESİ…

SOKAK ÇEŞMESİ…

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

SOKAK ÇEŞMESİ…

Akşam ezanı okunmaya başlayıncaya kadar kalabalık devam ediyordu. Yemişken sokak ile Ambarcılar sokağın birleştiği meydanda bulunan tüm mahallelinin kullandığı sokak çeşmesi önünde.

Günlük haberlerin hepsi burada bir araya gelir gerekli kişilere ulaşması sağlanırdı akşam ezanında çarşı meydanıydı sanki.

Su ihtiyacı olanda orada idi muhabbet etmek isteyende uğranılmadan olmazdı yani.

Ara sokaktan geçince hemen karşınızda Hasan Sezai hazretleri türbesine ulaşabilirdiniz kolayca.

Rivayetler çoktu hakkında ama bakımsız bir halde idi bazı gönüllüler ellerinden geldiğince bakım onarım işlerini yapıyorlardı.

Evlerde su bağlantıları olmadığı için sokak çeşmeleri önemli idi mahalleli için.

Tüm gün mahalle sakinlerinin hizmetinde idi.

Ama zıpır kızanlar kurnayı bozmadan rahat edemezlerdi ne kadar tembih edilse de bozmadan rahat durmazlardı.

Çeşmenin manevi koruyucusu Hafize Hanıma iş düşerdi hemen çeşmeci Hüseyin haber ulaşınca gelir hemen değiştirirdi.

Yaz aylarında çeşme değiştirme kış aylarında da soğuktan donup patlamalar eksik olmazdı imdada çeşmeci Hüseyin yetişirdi her daim.

Hafize hanımın evi tam çeşmenin karşısında olduğu için camdan kontrolü her zaman elinde tutuyordu.

O camın köşesinde tülü açmadan çocuklarının gelişini belli etmeden saatlerce bekler herkes evinde girince oda odasına geçerdi.

Hafize hanım…

Mahalle için önemli bir kanaat önderi idi; derdi olanlar, ihtiyacı bulunanlar, danışmak isteyenler, velhasıl herkes Hafize hanıma gelirdi.

Beyaz başörtüsü her zaman başında görürdünüz kendisini zayıf ama uzun boylu idi bolluğu da yokluğu da görmüş yaşamıştı.

Akşam ezanından sonra abdestini tazeler Kuranı kerimi sessizce alır ve kenardaki köşesine oturur Yatsı namazı vaktine kadar okumaya devam ederdi.

Tüm mahalleli ona sonuna kadar inanır asla hata yapmayacağını ve doğruluktan taviz vermeyeceğini bilirlerdi.

Akşam ezanından önce mahalleli ya kendisi gelir ya da çocukları ile bütçelerine göre ufak bir meblağ bırakırlar ve ölmüşlerine, yapacakları için, sağlıklarına, aklınıza ne gelirse işte her şey için kuran okuyup dua etmelerini isterlerdi bu her akşam devam ederdi Hafize hanımda kimseyi boş çevirmez herkes için dualar eder kuranı kerim okurdu saatlerce.

Muhafazakar bir aile düzenleri vardı işte bir oğlu kunduracı bir diğeri şoförlük yaparak emin beyin çiftliğinde çalışırdı, küçüğü de devlet dairesine atmıştı kendisini.

Eskiden Musevilerin çoğunlukta yaşadığı bir mahalle idi burası yıllarca beraberce yaşamışlar mükemmel dostluklar kurmuşlardı ama yaşananlar bir süre sonra ayrılmalarını gerekli kılmıştı ama her tarafta hatıraları izleri duruyordu işte silinemiyordu.

Çeşmenin hemen yanında kocaman boş bir arsa mevcuttu, Kanlı Ahmed’in arsası idi burası yol kenarında dizilmiş birkaç kerpiç evle tamamlanıyordu alan,

Az ileride ağaçların bulunduğu gölgelik alan mevcuttu.

Diğer köşede ise iki katlı evde mahallenin daha gösterişli yaşantıları olan Postacı Ali Bey ve Şükriye Hanım yaşıyordu çocukları ile birlikte;

Tüm mahalleli yenilikleri ilk onlarda görür öğrenirdi.

Bir söylenti yayıldı birdenbire tüm mahalleye

‘’Şükriye Hanım küçük kızına doğum günü yapacakmış’’

Allah Allah doğum günü kutlaması da neymiş böyle yarabbi sen doğarsın nüfus kağıdına yazarlar tamam işte biter gider.

Hem de sokak ortasında orkestra eşliğinde vay anasını daha neler göreceğiz.

‘’Hafize Hanımda duyunca uzunca ya sabır çekiverdi’’ içinden severdi sevmesine de gözü hep dışarıda derdi Şükriye Hanım için zaten bugüne kadar bir saygısızlığını da görmemişti Allah için.

‘’bu gavur icadı da nerden çıkmıştı şimdi mahallenin ahlakı bozulacaktı yarabbi’’

Ali Bey ise kendi halinde Posta idaresinde görev yapar sabah çıkar işe gider akşam çakır keyif evine dönerdi.

Heyecan salmıştı bütün mahalleye bir merak ki sormayın gitsin. Beş kardeşlerdi üçü kız ikisi erkek mütevazi mahallede yaşamalarına rağmen bütün arkadaşları, dostları Kaleiçi’nden bulmuşlardı sinemalar, pastaneler, saraçlarda alına salına yürümeler hepsi bu çevre ile oluyordu.

Mahalleli bilmezdi ki bunları çoğu sinemaya bile gitmemişti.

‘’çok büyük olaydı çok büyük merak zirvede idi’’

Çeşme başında dedikodu, almış başını gitmişti.

Bir taraftan ayıplarken diğer taraftan gizlice merak ayyuka ulaşmıştı.

Bir, üç, beş derken sayılı günler çabuk geçti pazar günü gelip çatıverdi.

Sabahtan Jokey Hakkı at arabasını getirip çeşmenin yanına bırakıverdi acele ile üç kere haber yollamıştı Şükriye Hanım Hancı Salih’in kahvesine kızanlar ile.

Öğle ezanı okunurken Bandocu Bahattin ve ekibi göründü topu, topu beş kişilerdi ama havaları büyüktü şehirde hem de belediye bandosunda görev yapıyorlardı bateri, trampet, keman, gitar, klarnet ekip tamamdı Bahattin abide solist olarak görev yapıyordu ekipte.

Hızlıca müzik aletlerini yerleştirmeye, düzeni kurmaya koyuldular. Yarım saat sonra hazırdılar ilk müzik aletlerini deneme sesleri sokakta yankılanmaya başlamıştı bile.

Bu arada gençlerde birer ikişer görülmeye başlamıştı köşe başında karşılanıyor ve meydanda dizilen ve Aralandı Ali’nin parkından gönderilen tahta iskemlelere yerleşiyorlardı. Mahalleden kimse davetli değildi ama uzaktan seyredebilirlerdi.

Çeşme başı birden son moda giyinen süslenen gençler ile doluvermişti kahkahalar, şarkı söylemeler, şakalaşmalar kuaförler de akşamdan beri hiç boş durmamıştı anlaşılan koca koca topuzlar herkesin kafasında.

Eh günlerde kısa idi yavaşça Şükriye Hanım göründü iki katlı evin kapısında arkasından da mahiyeti oda yeni gelmişti kuaför Halit’ten,

Etraftaki evlerin perdeleri ufaktan açılmaya başladı yavaşça her ne kadar büyükler olayı engellemeye çalışsa da merak işte bir yolunu bulacaklardı

‘’bu manzara gösteri kaçırılmazdı yani’’

Büyük oğlu aydın abi Almanya’da çalışıyordu yaz aylarında izine gelir bir müddet kalır sonrada giderdi en son geldiklerinde yeni doğan kızları Nunu’yu babaanneye bırakıp gitmişlerdi.

Bu sene onu da alıp gidecekler okul hayatına orada devam edecekmiş.

Üzülüp duruyordu buralardan gidecek diye NUNU.

Neyse müzik hazır, misafirler tamam, ama birileri daha gelecek gibi duruyor Bahattin abi kesik kesik müzik yapıyor ve duruyor program başlayamadı gitti.

Birdenbire tempolu korna sesleri gelmeye başladı uzaktan uzağa yaklaştıkça daha canlı duyuluyordu çeşme başındakilerde birden pür dikkat sesin geldiği yöne bakmaya başladılar Şükriye Hanım ve kızları heyecanla kapıda belirdiler

‘’geldiler geldilerrrr’’

Şükriye hanımın heyecanlı sesi duyuldu.

Ortalık toz duman oldu anında sert bir fren sesi, arabadan dışarıya taşan, Deli Selimin klarnet nameleri, tempolu korna sesleri hepsi birbirine karışıverdi sarılmalar, ağlaşmalar, sevinç gözyaşları of ooff oofff…

Mor renkli bir araba arka bagaj asma bagaj her taraf bavul ve koli ile doluydu.

Allah, Allah kimsede bu renkte araba görmemişti canım şimdiye kadar ciddi insanlar olarak bildiğimiz Alamanlar’da bula bula bu rengi nereden bulmuşlardı acaba.

Hikayesini yıllar sonra öğrenecektik ama olsun.

Kadro tamamdı artık doğum günü başlayabilirdi. Zaten strese girmişti doğum günü kızı arkadaşları bekliyor ayıp olmuştu ardından Baterist Tempo Osman tıngırdamaya başladı Bahattin abi belediye bandosunu yönetiyormuş edasıyla batonu ahenk içinde sallamaya başlamıştı günün popüler şarkısı;

Gurbet içinde bir ok

Her şey bana yabancı

Hayat öyle bir han ki

Acı içinde hancı

Diyerek Buruk Acı şarkısı ile başladı doğum günü.

Zaten kız kıza bir parti idi bu erkekler yoktu çoook uzaklardan seyretmekle yetiniyordu gençler bu kızları zaten uzun yıllar bir arada görmelerine imkan yoktu.

Slow şarkılarla başladı program kız kıza dans etmeler falan istekler küçük kağıtlara yazılıp orkestraya ulaşıyordu.

Tamam da Slow şarkılarda bugün geçmezdi ki;

Tam o sırada kocaman bir pasta çıktı ortaya Zogo pastanesinden usta Osman abinin sanat eseri idi gelen, ama ne süslemişti beyaz kremadan hazırlamış ayrıca küçük kırmızı çiçekler ilave etmiş etrafına mevsim meyvelerini dizerek tamamlamıştı.

Cam bardak şıkırtıları eşliğinde çinko kovalarda gelen limonatalarda ortaya çıkıverdi şimdi ikram zamanı.

Eh Şükriye Hanım masraftan kaçınmamıştı kızı mahcup olmasın diye şimdi evde pasta ve limonata yaparak servis etmeleri ayıp olurdu valla.

Bu arada orkestra gençlere uygun 9/8’lik parçalara geçiş yapıverdi yavaş yavaş eh artık kurtları dökme vakti idi diğer düğünlerde toplantılarda oynamayan sosyete takımı bile gözden uzak alanda döktürmeye başlamıştı bile tabağı, bardağı kenara koyan ortaya koşuyordu.

Hafize hanım gelini Bedriman’ı sıkı sıkıya tembihlemiş kocası da sabah uyarıp öyle gitmişti.’

‘’bu perdeler bugün açılmayacakkk’’

Ama meraklı iki küçük kafa tahta sokak kapısının arkasında yerini almış budak deliklerinden dışarısını seyrediyor içten içe de orada olamadıkları için babaanneye kızıyorlardı ama emir büyük yerden Saniye ve Nuran davetli olmalarına rağmen gidemiyorlardı. İki kardeş buradan yetinmek zorunda idiler.

Eğlence iyice yükselmişti iki kardeş bir ara kapıyı açmaya yeltendiler ise de nafile Hafize hanımın beyaz tülbentinin ucu gözüküverdi camdan hemen. Nasılda kaçırmışlardı eğlencenin en güzelini…

Hemen küstüler babaanneye konuşmayacaklardı işte gerçi okula giderken harçlık meselesi girince işin içine biraz duraksadılar.

Bu kadar eğlencenin içinde mutlu olamayan de vardı oda Nunu!

Fısıldamışlardı kulağına bu sene babaları ile birlikte Almanya’ya gidecekti bu yüzden mutsuzdu.

Kenara çekilmiş sessizce duruyordu çeşmenin başında.

Hüzün kaplamıştı içini anlaşılmaz şekilde hiçbir şey duymuyordu sadece uğultular geliyor kulaklarına hediyelerini bile açmamıştı.

Bu arada neşe, eğlence, müzik temposu 9/8’lik melodilerle yükseldikçe artarak devam ediyordu.

Ne olmuştu acaba içerideki limonata kovasından içenler ayrı bir oynuyordu valla.

Doğum günü kızının mutluluğu gözlerinden okunuyordu arkadaşlarının anlattıkları gibi bir parti vermişti onların arasında daha kolay yer bulabileceğini hayal ediyordu.

Şükriye hanım da oğluna kavuşmuş, herkes kendine göre mutlu idi kısaca.

İkindi vakti gelmişti herhalde Süleymaniye camisinden yükselen ezan sesi kısa bir süreliğine mola vermeye götürdü orkestrayı aynı zamanda partinin bitiş saatinin yaklaştığını söylüyordu herkese.

Bahattin abi doğum gününü güzel sözlerle tekrar kutladıktan sonra yavaşça sona geldiklerini hatırlattı heyecanlı gençlere.

Birkaç slow popüler şarkı, ardından oyun havaları, inanır mısınız Kaleiçi kızları halay çektiler bile sonunda eh tamamdı artık evden de işaret geldi,

‘’tamam kesin ‘’diye

Şimdi vedalaşma vakti sarılmalar, gülüşler, teşekkür etmeler, bir dahaki eğlencelerde buluşmak üzere sözleşerek birer ikişer ayrılmaya başladılar.

Akşam ezanı da okunacaktı artık ardından çeşme başında derin bir sessizlik Hakim oldu bir anda nedense kimse su almaya bile gelmeye cesaret edemiyordu.

Mahallede hayat normale dönmüştü ama dedikodular uzun süreceği kesin;

Gecenin karanlığı bütün hanelerin üzerini örtüvermişti hayat devam ediyordu.

Günler geçti bir sabah Şükriye hanımın kapısı yine açıldı ama bu sefer isteksizce dönüş zamanı gelmişti sayılı gün çabuk bitmişti işte.

Valizler yarı yarıya azalmış vaziyette arka bagaja ağır hareketle ile Aydın abi tarafından isteksizce konuldu veda vakti.

Herkes hazırdı ama NUNU ortalıklarda yoktu üst katta yatağının üzerinde otururken buldular terk etmekte direniyordu yaşam alanını sanki hiç gitmeyecekmiş gibi mucize bekliyordu.

Önce babaanne, sonra anne, olmadı halalar, hepsi yanında idi ama nafile ikna olmuyordu.

Aydın abi hızlıca çıktı taş merdivenleri uzatmanın anlamı yoktu gidecekti onlar ile beraber kucağına aldı yavaşça başını omuzuna dayadı,

‘’işte gerçek şimdi başlamıştı NUNU için gidiyordu’’

Mucize yoktu olmayacaktı o da kaderine razı olarak arabaya doğru yürümeye başladı babası ile.

Arabaya bindiler beraberce kontağı çevirdi Aydın abi isteksizce ama birden seslendi NUNU

‘’Mehmet abiiiiii’’

Hafize hanımın torunu liseye gidiyordu gördükçe de şakalaşır konuşurlardı arabadan koşarak indi çeşme başında duran Mehmet abiye sarıldı bilmeden ne anlama gelmeden vedalaştılar

‘’hadi üzülme yine geleceksin biz buradayız güle güle bakalım’’

Bindi arabaya NUNU bu sefer arabadaki kasetçalarda Deli Selimin klarnet nameleri değil güzel ve hüzünlü Edirne Türküleri duyuluyordu.

Bir maşrapa su arkasından döküverdiler bu sefer toz duman hızlıca gidiş yoktu isteksizce bir yolculuk başlamıştı.

…

Uzun yıllar sonra siyah bir araba yanaştı yemişken sokaktaki çeşme başına genç kız indi önce koşarak babaannesi kapıda idi ama o yöne değil çeşmeye doğru ama birden durdu çeşme yoktu yerinde giderken hafızasına kazınan fotoğrafın bir parçası eksikti şimdi biraz daha ilerledi seslendi güçlüce;

‘’Mehmet abii Mehmet abiiiiii’’

Oda ses vermiyordu bir kare daha yok olmuştu fotoğraftan Mehmet abisi de yoktu.

Hafize hanım yıllar önce vefat etmişti Mehmet abisi de babalarının yaptığı eve taşınalı uzun zaman olmuştu. İş güç sahibi olmuş evlenmişti.

Hiçbir şey bıraktığı gibi durmuyordu son kare çok önemli idi hayatında ama yok olup gitmişti Hafize hanımın küçük gelini belirdi kapıda;

Anlattı Nunu’ya birer birer neler olduğunu mahzunluk çöktü birden sokağa hayat bıraktığınız yerde durmuyordu.

Geriye döndü baktı herkes onu seyrediyordu kırılgan, şaşkın, yıkılmıştı bir anda sözün bittiği andı.

Çocukluğunu bıraktığı yerde bulamamıştı.

İçeri girdiler birlikte ama gözleri ve aklı geriye doğru sabitlenmişti

Alışması zor oldu değişikliklere günlerde dışarıya çıkmadı sessizce oturdu ama hayat devam ediyordu hiçbir şey aynı durmuyor değişiyordu.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
SOKAK ÇEŞMESİ…
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

Giriş Yap

Edirne Postası - Edirne Haberleri ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!