Sabah ezanı okunuyordu tüm haşmeti ve huzur veren sesi ile.
Yavaşça doğruldu yatağından Döndü hanımın uyanması istemiyordu.
Zaten her gün temizliklere gidiyor akşamda ev işleri falan üstüne üç tane de çocuk kolay değil işi tabii.
Kırmızı kılıfı beyaz danteller ile süslü yastığını dikkatlice dolabın içine yerleştirdi hızlıca giyinmeye başladı.
İki göz tek katlı başlarını sokacak bir mekanları vardı işte.
Güneş ışıkları bile zorla içeri süzülüyordu gün içinde rutubette çabası.
Kapıdan girince sol tarafta mavi boyalı duvarları mutfak alanı mozaik ile yapılmış tezgah altında mutfak tüpü tül ile kapanıyordu.
Üstte biri kapalı bir açık raflı iki dolap kap kacak işte Allah verdi ise ihtiyaçları kadar dizilmişti.
Ortada dar bir koridor bembeyaz kireçle boyanmış yerde birkaç şilte döşek ufaklıkların oyun alanı, sonra da solda ve sağda iki kapı birisi Döndü hanımın yaşam özgürlük alanı diğeri de kızanların yatak odası.
İşte tüm aile 50 metre kare alanda kendi yağları ile kavrularak yaşıyorlardı.
Yağmur yağmasın diye dua ederdi döndü hanım çatı branda ile kaplı ayrıca
Birkaç Ondülün üzerinde hepsi o kadar.
Yokluğun ne olduğunu iliklerine kadar hissederek büyümüşlerdi çocukları da aynı kaderi yaşamasın diye idi bütün mücadeleleri.
Eh kızanlarda Allahtan meraklı idiler okul mevzularına etraftaki ortama uymadan gidiyordu hayatları.
El arabasını üzerindeki brandayı katladı ve torbasına koyarak her gün yaptığı işe koyuldu.
Eh Kaleiçi halkı onu beklerdi market reyonlarında meyve sebzeler olsa da burası hala eski alışkanlıklarını pek bırakamamıştı.
Sepetler salınır, balkonlardan muhabbetler kurulur, karşılıklı iki lafın beli kırılır, günlük havadisler toplanır mahalle sosyal medyası çalışırdı.
Bu gün Tezgahta Çanakkale domatesi, yıldırım Kazanova bölgesinden reçellik kayısı, karaağaç tan Müdür Alinin bahçesinde yetişen kabaklar vardı hayırlısı ile bitecekti inşallah tezgahtakiler.
Özen ile yerleştirdi malları arabasına pek te güzel sözler söyleyemezdi döndü hanıma utanırdı zaten etrafında da görmemişti.
Seviyordu işte be çocuklarının anasını günlerce kafa patlatmıştı nasıl anlatırım diye ekmek teknesi geldi bir anda aklına.
Mavi boyamıştı onu nazar olmasın diye kamyonda tampon yazısı olur da bu arabada olmaz mı?
Ön tarafına aldı bir gece kırmızı boyayı başladı süslemeye;
kırmızı boya birden döktürmeye başladı içindekileri
‘’bir taneme Döndü’m’’
Cümlede düşüklük vardı biraz ama olsun o kadar! İçinde kileri yazmıştı oraya kısaca.
Sol tarafa iki kalp bir papatya sağ tarafa iki papatya üç kalp çiziverdi bir anda sonra da karşısına geçip keyifle seyretmeye başlamıştı bu arada üç arpa suyu da gitmişti aradan ama olsun değmişti BİRAder.
Tezgah hazırdı en son poşetleri kontrol etti onları da yerinde görünce hareket zamanı geldi diye düşündü.
Ağırca kapını önündeki arabayı itmeye başladı bu arada tek göz camın perdesi de açılmış Döndü Hanım el sallayarak hayırlı işler dilemeyi ihmal etmiyordu.
Dudaklarından belirsiz şekilde birde 9/8 lik şarkı ilerlemeye başladı Sedde yanından Kale içine doğru…
Kimlerin siparişi vardı dünden acaba diye düşünmeye başlamıştı ki;
Koza mektebinin yan taraftaki sokak başında üçüncü katta Nurten ablanın kafası göründü camdan bir anda
‘’Hadi çocuk bekleyecek miyiz daha yemek ateşte uzat şu domatesleri bana’’
Kayısıları da görünce
‘’ eh iş çıkarıyorsun bana bu gün kayısı da getirmiş alırım amma dönüşte 5 kilo şeker al bana bakkaldan tamam mı?
‘’Allah Allah bakkal çırağı da olduk’’
Diye söylenmeye başladı içinden ama ne yapsın ekmek parası müşteri ile içli dışı olmuşlardı aylardır bu mahallede.
‘’Tamam abla alırım dönüşte ama acele etme yolum uzun’’
Az ileride Kadriye ablada sepetini uzatmış balkondan bekliyordu,
‘’Neydi akşam o gürültüler be Kadriye abla ‘’
‘’Valla karakolda şenlik varmış çalgıcıları bile toplayıp getirmiş bizim polis çocuklar’’
‘’Yıldırım Kum mahallede düğün basmış Kemikçilerden Hüsmen’in çocukları’’
‘’Yavuklusunu başkasına vermişler onlarda gidip ortalığı dağıtmışlar düğünde çabucak bitmiş karakolda’’
Vasfiye ablada giriverdi araya evi tam karakolun köşesinde her şeyden haberi olur tabii.
‘’Sabaha kadar uyutmadılar valla yolu kesip üç ekip otosunu çektiler yolun ortasına bir tarafta kum mahalle bir tarafta kemikçiler,
Polis çocuklarda işin makarasında kavga başlayınca çaldırıyorlar 9/8 lik parçaları ortalık bir anda duruyor biraz sonra yine atasözü değerinde laflar uçuşmaya başlıyor havada.
Sabaha karşı hepsi ayıldı da saldılar hepsini yan yana omuz omuza olan çalgıcılara oldu’’
Tamam işte günün dedikodusu da sosyal medyaya düştü bana da makara çıktı diye gülümsedi içten içe çaktırmadan.
İşte sepetlerin biri iniyor biri çıkıyor, sokaklar arası dolaşma devam ediyor, bu arada en önemlisi tezgah boşalıyor, muhabbetin neşesi tavan yapmış eh güneşte artık haşlamaya başladı.
Top sahasının köşesinde buldu kendisini bir anda birkaç esnaf ziyareti gerekli tabi biraz satış biraz dedikodu.
Mesai bostan pazarında bitiyordu her daim ürünlerin azlığına çokluğuna göre bazen kale içinden de döndüğü oluyordu.
Neyse Hanım Hüseyin’in dükanın köşesin zor attı kendi eh;
‘’Arabayı kak bakalım kak bakalım’’
Kolay mı?
Her gün yaptığı gibi söğüt ağaçlarının altında öğle yemeğini yiyecek biraz da şekerleme tabii.
Bereketli bir gün oldu diye geçirdi içinden dedi kodu haberleri de cabası.
…
Güneş tepeden iyice vurmaya başlayınca anladı ki ikindi vakti olmuş bile yola düzülme vakti işte her gün olduğu gibi.
Önce sebze haline uğramak gerek günlük hesabı kapatmak için 16/Numarada komisyoncu Halil Çoğ babayı ziyaret etmek gerekiyor yarın mal alırken yüzümüz olsun adama.
Masanın başında tıknaz hafifçe kel, yanda kalan saçlar geriye dikkatlice taranmış, kısa kollu beyaz frenkgömleği, kumaş yelek sağ cebinde babadan Yadigar köstekli saat, krem renkli kısa şort, ayağında tokyolar
‘’Gel bakalım nasıl geçti bereketlidir inşallah erkencisin iyi geçmiş iyiii’’
‘’Sağ ol baba Allah senden razı olsun her gün rızkımızı çıkarıyoruz işte’’.
Önlüğün orta cebine gitti hemen başladı saymaya ve bitince masanın üstüne bıraktı Halil Çoğ babada parayı çenesine saygı ile sürerek,
‘’Bereket versin oğlum ‘’diyerek çekmeceye koydu.
Vatandaşın işi biti ise şimdi kendi ailesini düşünme zamanı gelmişti.
Geri kalan son hasılata baktı dikkatlice hesaplar yaptı kafasında önce büyük oğlanın kırtasiye masrafı,
Sonra Kızçenin mont ücreti, en son tekne kazıntısının maması bezi falan sıralandı.
Bakkal Apoyu da unutmamak lazım tabii.
Günlük işler işte eve gidinceye kadar hepsi dağıtılacak yarına Allah kerim.
Elinde ihtiyaçları karşılayan birkaç poşet evin kapısında buldu kendini üç numara kapıda karşıladı hemen eh bir lolipop gönlünü almaya yetiyordu şimdilik.
Başka atladığı var mı idi acaba?
Yaş kırk ama siyah saç kalmamıştı kafasında emekle kazanıyordu ailesinin hayatını.
Ailesi için yeni bir şeyler yapmak mutlu ediyordu gelirken biraz balık, az miktar tahin helvası almayı da unutmadı bu gece için.
Bu arada önlüğün orta cebi de hafiflemişti zaten.
Baktı bir paket en ucuzundan cigara parası birde iki çay buna da bereket diye geçirdi içinden.
‘’Aç değiliz açık değiliz şükür Allahıma’’
Uzandı radyonun yanına kızanlarda uyumuştu zaten başladı tıngırdamaya
Deli Selimin muhteşem eseri,
‘’Alayım kızıma bir kutu boya
Boyasın kendini boydan boya
O ooo mastika Mastika…’’
Birden Döndü hanımın sesini duyar gibi oldu.
‘’Kocaaa sende para var mı yarına bana lazım’’
Gülerek seslendi ‘’Var var merak etme’’
Cigara ve iki çay parası da gitmişti sonunda
‘’Sana kaldı mı?’’
‘’Ben bakarım başımın çaresine sizin eksik bir şeyiniz kalmasın yeter bana’’
İyi geceler dileyerek uzandılar yataklarına yetiyordu işte huzurlu idiler daha ne olsun ki…
Sabah ola hayırlar ola…
