İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KANUNU
Soma Faciası: 301 madenci öldü. 13 Mayıs 2014,
Çorlu tren kazası: 25 ölü, 317 yaralı. 8 Temmuz 2018,
İliç maden kazası: 9 madenci göçük altında yaşamını yitirdi. 13 Şubat 2024,
Amasra maden faciası: 110 madenci göçük altında kaldı, 42 madenci öldü. 14 Ekim 2022…
Bunlar bir çırpıda sayacaklarımız. Saymaya da yazmaya da yürek dayanmayan kayıplar. Kurs binasında kilitli kaldıkları için yanarak can veren çocuklarımız… Depremin bahane olarak gösterildiği, oysa çürük inşa edildiği için çöken yapılarda can veren yüzbinlerce insanımız… Her zaman olduğu gibi unutulan yaşam trajedileri…
Peki, yaşam hakkı?
İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KANUNU
Kanun Numarası Kabul Tarihi: 6331: 20/6/2012
İş güvenlik uzmanı ne yapar, işverenin sorumlulukları nelerdir?
Bu kanun, insan yaşamının korunması amacını taşır.
Kanun açık ve net! Tekrarlayalım! Kanunda bütün bunlar açık ve kesin. Ayrıca her şey yönetmeliklerle de düzenlenmiş.
Peki uygulama?
Sadece kanun yazmak ile her şeyin çözüldüğüne dair bir inanca mı sahibiz? Saymaya, sıralamaya yürek dayanmayan faciaları niye önleyemiyor bu kanunlar? Neden her gün yeni bir faciayla karşı karşıya kalıyoruz?
İş güvenliğini, kanunun arkasından dolanarak savsaklayan; almadığı tedbiri, kâğıt üzerinde almış gibi gösterme maharetine(!) sahip işletmeciler olduğu müddetçe bu faciaları yaşamaya devam edeceğiz.
Peki sadece bu maharetli(!) işverenler mi suçlu?
Her kanuna ihtiyaca göre durmadan yama yapan siyasiler, sizin amacınız ve göreviniz yaşam hakkını güvence altına almak değil mi?
Belediye, kültür bakanlığı, orman bakanlığı, Jandarma, İçişleri bakanlığı ve diğerleri… Sizin göreviniz bu millete hizmet değil mi?
Peki biz?
Hiç mi payımız yok, bu kaderimiz haline gelen ölümlerde? Hiç mi üzerimize düşen bir sorumluluğumuz yok?
Sadece kanun ve uygulayıcılarına da laf söylemek de çok gerçekçi değil.
İş güvenlik raporlarının ihtiyaç olduğunu her koşulda kabul etmemiz gerekiyor. Kanunların yönetmeliklerin etrafında dolaşmamak, izin almadan her türlü tadilat ve düzenlemeleri sormadan yapma alışkanlığımızdan vazgeçmemiz gerekmiyor mu?
Bizim de kanımıza işlemiş bu pervasızlıklardan güç alıyor olmasın bu tür insanlar? Fırsatını yakaladığımızda kendimiz de yapacağımız bu türden bir kanunsuzluk için hesap soramamamızdan ya da kaza işte deyip iki günde unutmamızdan olmasın bütün bu facialar?
İnsan canından daha önemli ne olabilir? Para mı? Yitip giden canların hiç mi kıymeti yok paranın karşısında?
Oysa, görünüşte küçücük bir işletme açmaya kalksanız düzinelerce evrakla boğuşmanız gerekiyor. En basitinden küçük bir kahve açacaksın… Valilikten, belediyeden izin almayı bırakın ibadet kurumlarına uzaklığı tespit etmek için il müftülüğünden kaç metre uzak olduğunu bile tespit ettirmeniz gerekiyor.
Peki sıradan dürüst vatandaş bu kanunlara tabiyken bu “ağalar” bu kanunların arkasından nasıl dolanıyorlar da bu kadar büyük facialara yol açabiliyorlar?
İnsanlar ölüyor hem de ecelsiz!
İş güvenlik uzmanları gerekli! Raporlar, külfet değil!
Kartalkaya’ da 79 canımızı kaybettik! Ailece yok oldu birçok vatandaşımız!
“Ahşap” binanın dışında yangın merdivenini bulamadı kimse! Merdiveni içten yapmışlar!
Bazıları çarşafları bağlayıp ip yapmış, bazıları evlatları yaşasın diye kendilerini feda etmiş. Dumandan boğularak hayata veda etmiş bazıları.
Hani kanun, hani yönetmelik? Denetim yoksa, kanun da yok hükmündedir, yönetmelik de.
Susmasını da bilmiyoruz üstelik, top çevirmeye devam ediyoruz. Benim yandaşım daha suçsuz kavgası.
Canlarımızın hangisini geri getirecek evrak üzerinde yaptığınız temizlik?
Suç sizin, suç hepimizin!
Denetlemesi gerekeni denetlemediğimiz, uygulaması gerekeni görmezden geldiğimiz ve iki günde unutup hayatımıza kaldığımız yerden devam ettiğimiz için, suç bizim, hepimizin!
Depreme evinizde yakalanacağınızın garantisi olmadığı gibi, her türlü faciaya rast gelmemenin de garantisi yoktur! “Kaza” deyip geçilenin kaza olmadığını, denetimsizlik ve kanunsuzluk olduğunu anlamamız gerekiyor artık!
