Temmuzun ortası, Yavuz Sultan Selimin 8 yıl süren padişahlık süresi gibi baş döndürücü, sıcağın on iki ayın zirvesinde olduğu otuz gün.
Güneş tepeden vurur, zeytinyağına bulanmış bedenleri cayır cayır yakar.
Cazgır manisini okuyup salıyor yiğitleri meydana.
Ortalık mahşeri bir düğün misali.
Zurnacı, Peştamal Ali kel Aliço’nun meydanda güreştiğini hissedercesine üflüyor.
Davulcu Kırık Halim tokmak elinde, sanki Çolak Mümin’e güç veriyor ritmi ile.
Her yıl kapışıyor pehlivanlar, güreşin mabet adresi Kırkpınar meydanında.
Yerdeki çimenler sararmış, üzerine düşen ter ve zeytinyağından.
Tarih boyunca devam eden efsane…
Rivayet odur ki, sefer sırasında mola verildiğinde güreş tutmuş aslanlar. Gün boyu süren güreşler birer birer sonuçlanmış; ama iki yiğidin güreşi hala devam ediyor. Sabah yola revan olunacak; ancak gece yarısı herkes çadırına çekilirken bile iki yiğit hala güreşmekte…
Ordu sabah ezanı ile kalktığında iki yiğidin cansız bedeni ile karşılaşmışlar.
Etraflarında pınarlar, tam tamına kırk adet! İşte bundandır bu er meydanına KIRKPINAR denmesi.
İşte bu nedenledir, güreş dünyasının mabedi olarak kabul edilmesi.
Efsaneleri özünde olağanüstü gerçekleri barındırır; yaşaması, yaşatılması elzemdir. Tarihin, tarihimizin hafızasıdır.
Bu yüzden, tarihsel etkinlikleri yeni ihtiyaçlara uygun olacak bir biçimde tasarlanmış yeni alanlara eninde sonunda taşımamız gerekecek.
Eski adı ile panayır, yeni tabir ile festival alanı; teknolojinin ve diğer İmkânların kıt olduğu zamanlarda halkın buluşma, hasret giderme, yılın yorgunluğunu atma, alışveriş, kısaca sosyal ve kültürel anlamda toplandıkları merkezlerdi.
Özellikle bölgesel ürünler satışa sunuluyordu.
Maalesef, yıllar içinde Sarayiçi, bu özelliğini kaybetmeye yüz tuttu. Dönerci, kebapçı, pişmaniyeci, künefeci gibi Edirne kültürüyle alakası olmayan işletmeler tarafından istila edildi.
Edirne ciğeri, Uzunköprü köftesi, badem ezmesi, devai misk, mis sabunu, aynalı süpürge, tüm ülkeye kadim şehirden yayılan lezzet Edirne Peyniri, ayçiçeği yağı gibi yerel zenginliklerimiz, Sarayiçi’nde kendine yer bulamaz oldu.
Edirne’nin kültürel zenginliklerini tanıtmayacaksak festival alanına niye ihtiyaç duyuyoruz ki?
Hadi o zaman Sarayiçi’ne doğru yürüyelim birlikte hazır mısınız?
Sol tarafımızda amatör küme maçlarını oynandığı çim sahalar, bir anda75 derece açı ile yükselerek ilerisini göremediğimiz yokuş ve zirveye gelince tüm ihtişamı ile Sarayiçi!
Aşağıya doğru ilerleyince sol tarafta yine tarihsel acılarımızı taşıyan tavuk ormanı…
Kanuni köprüsünü de muhteşem kalabalıkla ayaklarımız yere değmeden uçarcasına geçelim.
Ne büyük bir zenginlik! Gezmeye ve tarihi solumaya imkân tanıyan bir hazine…
Edirne’nin benzersiz zenginliklerinin sergilenmesini hak eden bir alan.
Bu arada Kırkpınar ağalık sisteminin değiştiğini de hatırlatmak gerekiyor.
Artık ihaleye giren büyük şirketler ağalık yapacak ve bu yılın ağası da TRAKYA BİRLİK.
Ödediği ağalık ücreti de dış alanın düzenlenmesinde kullanıldı. Güzel haber şu ki, önümüzdeki yıllarda da aynı sistem devam edecek.
Alanda ufak çadırların yol açtığı kirlilik ortadan kalktı.
Yerini, tarihi dokuya uygun modern mimari özellikler taşıyan tanıtım alanları oluşturulmuş.
Belediye meclisinde alınan son derece isabetli bir kararla sadece Edirne’de faaliyet gösteren firma ve kuruluşlara kullanım izni verilmiş.
Ne güzel işte.
Tanıtım alanlarının seviyesinin güreş alanının görüşünü kapatmayacak şekilde aşağı çekilmesi ise çok çok güzel bir karar olmuş. Şehir plancılarını tebrik etmek gerekiyor.
Sahanın vazgeçilmezi çevirmeciler ise nehir kıyısından alınarak Tekke kapı alanına doğru yeniden konumlandırılmış. Şişenin dibini görenlere davul zurna seslerinden uzakta daha sakin ortamda keyif sürme imkânı sunulması da ayrı bir incelik.
Nehir üzerine yapılan köprüler ve yerleştirilen Corner Kafeler akıllıca bir görsel yaratıyor. Doğrusu kısa molalar için ideal olmuş.
Tanıtım alanları, sol girişte TRAKYA BİRLİK buluşma alanı ile başlarken sıra ile ADALET KASRI’na kadar diğer firmaların tanıtım alanlarına yer verilmiş.
Tanıtım alanlarının cam fanus şeklindeki tasarımı da alanı ilginç hale getirmiş doğrusu.
Adalet kasrı gölgesinde gün batımı, gecenin lacivertinde gökyüzü, yıldızlar… Keyifli seyirlere, muhabbetlere gebe muhakkak.
Kurulan buharlı serinletme sistemleri de içeriye ayrı bir hava katıyor.
Hikayesi 12 y.yıla dayanan Edirne gülü, zaman içinde yaşanan göçler sonucunda Isparta gülü adını alsa da tarihin derinliklerinde tüm yerküreye bizim şehrimizden yayıldığı bir gerçek.
Ya sümbüllerimize ne demeli?
15 yüzyıla uzanan süreçte Edirne’ye özgü bu aromatik bitki, muhteşem ferahlatıcı kokusu ile ibadet alanlarında özellikle kullanılmıştır.
Tarih sayfalarımıza mimar Sinan ile girdiği bilinse de özellikle Erzurum, Adıyaman ve Hakkari civarın da yetişmesi ile bilinen ters lale hikayesini unutmak mümkün mü?
Sarayiçi alanında yapılan peyzaj çalışmalarında bu güzellikler unutulmadığı için emeği geçenler, gerçek bir teşekkürü hak ediyor.
Yürüme yollarında ve dinlenme alanlarında Edirne gülü, sümbül, lavanta ve ters lale kullanmayı düşünmek Edirne’ye layık bir hizmet olmuş.
Bu değerler zaman içinde maalesef ilgisizlikten, kıymetini bilememekten coğrafi tanımları değişerek başka isimler ve bölgeler tarafından değer gösterilerek sahiplenildi.
Tarihe sahip çıkıp değerleri hak ettikleri seviyeye taşımak, emanetleri geleceğe ulaştırmak harika bir çalışma.
Sağ tarafın ise yine camdan yapılmış kubbe çatı şekline tasarlanmış satış, tanıtım ve buluşma alanları olarak düzenlenmesi akıllıca. Çok çok iyi bir tasarım. Emeği geçenlere teşekkür etmek boynumuzun borcu.
Tüm yerküre tarafından bilinen KIRKPINAR efsanesinin yaşam bulacağı bu modern alanla da ses getireceği kesin.
Peynircileri, aynalı süpürgeyi, mis sabunlarını, badem ezmesi, acıbadem kurabiyesini ve diğerlerini görmek tanıtım açısından önemli.
Kısaca Edirne burada. Ancak, hatırlanması ve hatırlatılması gereken önemli bir ayrıntı daha var. O da Edirne’ye ait olduğunu bildiğimiz enfes peynirimiz.
Yıllar içinde sahip çıkamadığımız için Ezine Peyniri adını alan; fakat 1920’den beri “Edirne Türk Koyuncular Birliği” yazan peynir tenekelerine bakarak o peynirin Edirne kökenli olduğunu anlatmak hiç de zor değil.
Sarayiçi’ni benzersiz kılan ekip, bu konuyu ele alıp orijinal peynir tenekelerini sergileyebilirse çok çok iyi olmaz mı?
‘’Tarih EDİRNE PEYNİRİ ’’ne sahip çıkmış olmanın hem kentimize hem de tarihimize saygı göstermenin harika bir yolu olduğuna herkesin katılacağı malum.
Buradaki tanıtım alanlarının sonunda,
AÇIK HAVA TİYATROSU karşılıyor sizleri yeni çizgileri ile harika özeliklerinden birisi de üstü cam piramit şeklinde açılıp kapanır olması.
Yılın tüm zamanlarında kullanılabilmesi açısından çok çok iyi düşünülmüş.
Kültür ve turizm kenti Edirne’ye de bu yakışır zaten.
Kırkpınar zamanı konserler, diğer zamanlarda tiyatro oyunları ve müzik gruplarının burayı çok canlı hale getireceği bir gerçek.
Adalet Kasrına doğru ilerlediğimizde -çevirmecilerden bahsetmiştik- boşalan alana şehrin Gastronomi kültürünü örnekleyen canlı mutfaklar yerleştirilmiş bu alana.
Bu mutfaklar, Edirne’nin bir Payitaht şehri olduğunu hatırlatan saray mutfağına ait menüler sunarak önemli bir dokunuş sergiliyor.
Kente turizm ve kültürel anlamda katkı sağlayan Tava ciğeri burada yerini almış. Yine camlı kapalı alanlara bölünmüş, temmuz sıcağında bile Tunca nehrinden sağlanan enerji ile serin alanlar yaratılması da çok iyi düşünülmüş bir başka nokta.
Festival yetkililerinin tarihimize ve kültürel zenginliklerimize vefa gösterdiğini görmek gerçekten muhteşem.
Bu alana, şehrin tanıtımında büyük emekleri geçen Bahri Dinarın adını vermişler.
Kısa zamanda böylesi büyük adımlar atılması önemli elbette; ancak daha düzenlenmesi şekillendirilmesi gereken çok alan ve konu var. Bu bir başlangıç ve emekleri geçenlere teşekkür etmek gerekiyor.
Biliyorsunuz, şehrimiz kültür ve turizm alanında önemli bir isme sahip. Alt yapısını da güçlendirme yenileme çalışmaları devam ettiğini bilmek de ferahlatıcı bir dugu.
Misafirlerimizi daha iyi ağırlamak, mutlu hissetmelerini sağlamak için şehirde yaşanan trafik sıkıntılarını çözmek için adım atılmış durumda.
Belediye ve STK’lar tarafından FESTİVAL (FUAR) alanı ulaşım projesini hazırladıklarını öğrenmek gelecek için mutluluk verici.
Rüyalar hayallerin başlangıcı,
hayaller ise ideallere, hedeflere giden yoldur.
Not=
Fütüroloji,
Gelecek bilimi, gelecek araştırmaları, geleceğe dair bilimsel, teknoloji, sosyoloji gelişmeleri olağan durumun şartları ve eğilimlerini temel alarak inceleyen ve tahminler yürüten bilim dalıdır.
Tarih,
Geçmiş zamanın incelenmesi bilimidir.
Geçmişte yaşanan olayların incelenmesi yanı sıra bu olaylarla ilgili bilgilerin keşfi toparlanması organizasyonu sunumu ve yorumlanması ile ilgilenen disiplindir.
