Yeşil Kalp (Ormanlar)
Rakam vermek istedim ama defalarca sildim durdum. Kimse ayranım ekşi diyemiyor bir türlü.
Temmuz Ağustos ayları yer kürenin. kabusuna döndü.
Yeşil kalbimizde yangınla yok olan canların, bitkilerin çığlıklarını alevler içinde duyuyor musunuz acaba?
Sesler hep kulağımda yankılanıyor.
‘’Daha fazlası, lazım yetmez bu kadarı’’
Çocuklarınıza ve geleceğe neyi miras bırakacaksınız acaba, soruyorum sizlere.
Bu gün doğada yaşadıklarımızı, gördüklerimizi, hissettiklerimizi gelecek kuşaklar göremeyecek ve bu hazineye ulaşamayacak.
İnanın ki doğa eninde sonunda intikamını alacak insanlardan. Ben ve benim gibi düşünenler bunu biliyor.
İnsan hataları, rant kavgaları, hainler… Bitmek bilmeyen hırsınız, dipsiz öngörüsüzlüğünüz, insan yaşamını yok edecek. Doğa bizden sonra da var olacak, ama bizsiz!
Yaktığınız ormanda çıkaracağınız maden, taş yığını otelleriniz, elde etmeyi hesapladığınız üç beş kuruş… Vatanın yeşil kalbini yakarak yaptığınız hainlik… DEĞER Mİ?
Simsiyah ve gözyaşlarıyla izlediğimiz is kokarak bıraktığınız topraklar, köklerine kadar yanan ağaçlar; pespaye hırsınıza kurban ettiğiniz cennet…
Kazandığınız sandığınız servet… Anlamadığınızsa yok ettiğiniz gelecek! Sizin ve çocuklarınızın, çocuklarımızın! Doğa kendini toparlayacak, ama tekrar edeyim, SİZSİZ!
Onlarca uçak, yüzlerce helikopter, binlerce kazma kürek ve binlerce görevli. Peki hala neden yanıyor yeşil kalp? Biri anlatsın bizlere.
Yaşadıklarımızın bize gösterdiği şey;
Doğa ile aramız iyi değil! Nimetlerini dibine kadar sıyırma derdindeyiz yarın yokmuşçasına. Oysa yok etmeden, zarar vermeden, uyum içinde yaşamamız gerekiyor.
Kahramanlar da yaratıyor yeşil kalp savaşımız. Lastiği patlamış traktörüyle su taşıyanı da gördük, bidonla yetişmeye çabalayan kuryeleri de… İnsan olmanın erdemini taşıyanların canhıraş mücadeleleri… Yeterli olmuyorsa bu seferberlik, demek ki doğanın yaşam olduğunu anlamayanlar maalesef daha fazla.
Üstelik can verenler olunca sayılıp dökülen ekipmanların çokluğu da anlamsız bir detaydan öteye gidemiyor haliyle.
Ateşler içinde yeşil kalbimizi savunan 10 canımıza ne diyeceğiz? Bu canların hesabını kim verecek? Karısına, çocuklarına, anasına, babasına? Hayattan beklentilerine, yapacaklarına, ideallerine, arzularına? Keyif alacak mısınız yakıp yıktığınız yerlerden kasanıza giren dolarlardan?
Sizin kirli kazancınız için mi hayatlarını hiçe saydılar?
Uçaklarımız, helikopterlerimiz var!
Yangına dayanıklı kıyafet? Unutmuşuz, pardon efendim!
Belki kurtulamayacaklardı alevlerden, ama devlet, devlet olmanın sorumluluğunu yerine getirmiş olacaktı.
Sel olur, deprem olur; hep aynı manzara.
Devlet, tedbir alır! Devlet, hazırlıklıdır! Devlet, öngörür!
Makro tedbirleri alıyorsak mikro tedbirleri niye alamıyoruz?
Alacağımız birkaç uçak ve helikoptere vereceğimiz bütçe ile mikro tedbirleri güçlendirebiliriz.
İnsanların eline sadece kazma kürek vererek yangınla mücadele edilmez. Yangının çıkmasını engelleyeceksiniz. Orman köylüsünün desteğini sağlayacak, gerekli altyapıyı hazırlayacaksınız. İhtiyaç ürünleri stoklanmalı., her an el altında olmalı.
Temel ihtiyaçlar için devlet bütçesinden sadece orman bakanlığı bütçesi yetmiyorsa özel afet bütçesi düzenlenmeli.
Afet dönemlerinde kullanılmak üzere en bilinen merkezlerin Cami ve Okullar olduğunu belirtmekte fayda var.
Bilinen ve ulaşılması en kolay alanlar burası günümüzde.
Lojistik alanı olarak kullanılması sağlanabilir, tabi mikro yol haritalarının uygulanması açısından. Eylem planlarımız gerçekçi ve çözüm odaklı olmalı.
Doğaseverler gerekeni zaten yapıyor, yapmaya da devam edecektir.
Ancak en başta söylememiz gerekeni, en sonda söyleyelim.
En önemlisi, en önemlisi, en önemlisi yanan alanlardan çıkar elde etmeye kalkanın ensesine yapışacak bir devlet lazım.
Yaz ayları, cehennem aylarına dönmez o zaman.
Yok olan sayısız can, muhakkak gelecek nesiller için hayata tutunmayı başaracak.
Yok etmek yalızca tanrının başarabileceği bir güçtür.
Nasıl sınırlarımız beka meselesi olarak adlandırılıyorsa,
yeşil kalbimiz de beka meselemizdir.
