“NAMAZGAH’’ IN SAKLADIĞI GERÇEKLER

01.07.2020
A+
A-

Bundan birkaç gün önce Takipçilerime sunduğum bir paylaşımımda; Edirne’mizin Meriç Nehri üzerinde bulunan ‘’Namazgah’’ dan söz ederek, üzerindeki Tuğra hakkında bilgi vermiştim. Şimdi ise; Tarihi Namazgah’ın bünyesinde barındırdığı diğer bir sırdan bahsederek, sizlerle bunu da paylaşmak istiyorum.Tarihi eserlerimizin içlerinde barındırdığı ve Edirneliler tarafından henüz bilinmeyen bu bilmece gibi sırlardan, sırası geldikçe sizleri bilgilendireceğim.Bu ikinci sır Osmanlı Padişahlarının Meriç Nehrinin Karaağaç yolunun geçtiği tarafındaki kıyısında bulunan Osmanlı Padişahlarının Edirne’deki Yazlık Saraylarının varlığı üzerine olacak.Bir zamanlar Edirne’de 1950’li yıllarda Saraçlar Caddesi üzerinde, şimdi sarraf dükkanı olarak faaliyet gösteren İsmail Peşinci’nin bulunduğu işyerinde , benim de çok iyi tanıdığım ve Edirne’nin tek bayan terzisi olan MORDU ağabeyin harika bir bayan terzisi salonu bulunuyordu.MORDU ağabey, bu işyerinde yetiştirmek üzere Türk gençlerini yanına alarak, onları Avrupa Moda Evlerinde rahatlıkla çalışabilecekleri şekilde yetiştiriyordu. Bu gençlerden biri de Hamdi ağabeydi. Kendisi daha sonra Almanyadaki Moda Evlerine gitmiş ve orada uzun bir süre başarılı bir görev yapmıştı.Bayan Terzisi Mordu ağabey daha sonra yanına 10-11 yaşlarındaki Hayrettin Erlinç’i almıştı. Ve MORDU onu da çok iyi bir kadın terzisi olarak yetiştirmişti. Kendine özgüveni en yüksek düzeyde olan Hayrettin Erlinç, bundan sonra Edirne’de durmayarak, derhal Fransa’ya eşini ve iki çocuğunu da alarak göç etti. Hayrettin ağabey Paris’de iş ararken birden kendini Paris’in en iyi moda stilisti PİER CARDİN’in yanında bulmuş. Mösyö PİER CARDİN kısa bir süre Hayrettin Erlinç’in mesleki bilgisini denedikten sonra derhal Baş Stilist olarak yanına almış. O sırada ev sıkıntısı çekmekte olan Hayrettin Erlinç’e Mösyö CARDİN derhal zamanın Fransız hükümetinden LUVR Müzesinin bir bölümündeki Lojmanı tahsis ettirmiş.Hayrettin bey Paris’de PİER CARDİN’in yanında tam 18 yıl çalıştıktan ve Monaco Prensesine , İngiltere Kraliçesi Elizabet dahil birçok ünlüye elbiseler dikmiş. Daha sonra ise iki çocuğuna Türkiye’de eğitim aldırmak için Edirne’ye dönüyor.Hayrettin bey, Paris’te görev yaptığı sırada bir gün Almanya’da çalışmakta olan amcasının oğlu İsmail birkaç Edirneli arkadaşı ile birlikte onu ziyaret etmek üzere geliyorlar. Hep birlikte yemek yemek üzere LUVR MÜZESİ’ndeki bir lokantaya gidip bir masaya oturuyorlar. Yemek yerlerken yanlarındaki masaya bir grup sakallı kimseler gelip oturuyorlar.Hayrettin ağabey bunların konuşmalarından bilim adamı olduklarını anlıyor. Ve bir tanesinin de Tarih Pofesörü olduğunu öğreniyor.Hayrettin ağabeyin anlatımı ile aralarında şöyle bir sohbet başlıyor: Fransız Tarihçi arkadaşları ile konuşmaları sırasında; İstanbul’a yaptığı seyahatten bahsediyor, Bu seyahatte Osmanlı Devleti hakkında araştırmalar yaptığını söylüyor. Ancak, İstanbulluların kendisine OSMANLI Devletinin kuruluşunu anlamak istiyorsan, araştırmalarına Edirne’den başlamasını önerdiklerini söylüyor.Bu konuşmalara kulak misafiri olan ve kendisi çok iyi Fransızca bilen Hayrettin Erlinç , oturduğu koltuktan hemen kalkarak Fransız Tarih Profesörünün masasına gidiyor ve kendisiyle konuşmaya başlıyor: ‘’Mösyö, Mösyö ben biraz önce sizin söylediklerinizi duydum. Bendeniz , sizin bahsettiğiniz ve Osmanlı Devletinin 92-93 yıl Başkentliğini yaptığı Edirne’den geldim, Edirneliyim ve Paris’te görev yapıyorum.’’Deyince Profesör, Hayrettin ağabeyin yüzüne bakarak, ‘’No Mösyö, no. Siz Fransızsınız, Türk değilsiniz.’’ Deyince Hayrettin Erlinç hemen pasaportunu çıkarıp göstererek, Fransız Tarih Profesörünü Türk olduğuna inandırıyor. Daha sonra ise, profesörler kendisini masalarına davet ediyorlar ve uzun bir süre sohbete başlıyorlar.Sohbetin bir bölümünde Edirneye gelmiş olan Fransız Tarih Profesörü, Edirne’nin tarihi eserlerini gezdiği sırada gördüklerini ve hatıralarını anlatmaya başlıyor.: Bu sırada aklına Meriç Köprüsü üzerindeki ‘’Namazgah’’tan bahsetmek geliyor. Tarihçi Profesör Hayrettin beye ‘’Namazgah’’ın tavanındaki Osmanlı Padişahlarının Meriç Nehri kıyısındaki yazlık saraylarından söz ediyor ve Namazgah tavanında bulunan Saray tablolarının zamanın en iyi Türk ressamları tarafından, büyük bir ustalıkla resmedildiğini söylüyor.Profesör devamla; Sarayda oturan Padişahların akşam üzerleri her gün Saat 17.00 sıralarında dışarı çıktığını, sahilden nehre uzanan iskeleye Padişahın Saltanat Kayığının yanaştığını, Padişahın da Saltanat Kayığına binerek, o zamanlar Osmanlı İmparatorluğunun sınırları içinde bulunan Yunanistan tarafına doğru bir gezi yaparak, temiz hava aldığını söylüyor. Profesörün verdiği bilgilere şaşıran Hayrettin Erlinç bu bilgilere sahip olmadığı için büyük bir üzüntü duyuyor.Hayrettin ağabey daha sonra tekrar Edirneye kesin dönme kararı alıyor. Ve Edirne’ye dönerken Fransız Profesörün anlattığı ‘’Namazgah’’ tavanındaki Saray resimlerini görmek üzere Edirne’ye dönüşü tren ile yapmaya karar veriyor. Uzun bir tren yolculuğundan sonra Karaağaç Garına geliyorlar. O zamanlar Karaağaç’tan Edirne’ye faytonlar yolcu taşıyorlar. Karaağaçtan bir faytona binip Edirne’ye gelirlerken, faytonu Meriç Köprüsünün üzerinde durduruyor. Ve Namazgaha girerek tavanın daki Sarayların tablolarına bakıyor. İşte o zaman bir Fransız Tarihçinin biz Edirnelilerden Edirne hakkında çok daha fazla bir bilgiye sahip olduğunu anlıyor. Bu sırada Fahrettin Ağabeyin üzüntüsü bir kat daha artıyor. Edirne’ye gelip yerleşince ilk işi şehrimizdeki tüm tarihi eserleri gezip, bunlar hakkında geniş bilgiler almak olmuş.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.